Enternasyonal Sosyalizm Arşivi çevirilerine Karl Marx’ın 1866 Ağustos’unda kaleme aldığı “Geçici Genel Konsey delegeleri için talimatlar. Farkı sorunlar. Enternasyonal Derneğinin örgütlenmesi” başlıklı metnin çevirisi ile devam ediyoruz. 160 yıl önce kaleme alınan metin kapitalizmin değişen zaman içindeki değişmeyenlerini, iş günü, çocuk işçiliği, göçmen işçilik, sendikal örgütlenme, vergi sorunu gibi sorunlar üzerine tartışmaları içeriyor. Bu ‘siyasi arkeolojik kazı’ ile Marksizmin güncelliğini yeniden ve yeniden keşfediyoruz

Zorunlu ön açıklama:
1866 Ağustos sonunda Karl Marx tarafından yazılan metnin Bütün Eserler ve SSCB’de yayımlanan Enternasyonal Belgeleri’nde The International Courier’deki yayını temel alınmıştır. İsviçre Sosyal Demokratlarının Almanca olarak yayımladığı Der Verbote, 1866 Ekim tarihinde 11. sayısında ilk kez yayımlamıştı. Bütün Eserler ve Enternasyonal Belgeleri temel alınarak yapılan çeviride Almanca ve Fransızca yayın organlarındaki değişiklikler korunmuştur. Böyle metinlerde zaman zaman ekonomi politik klasiklerindeki terimlerin yerine daha yaygın terimler kullanılır: Örneğin, gelenekselleşmiş “emek gücü” yerine “çalışma gücü” gibi. Enternasyonal belgelerinde sıkça rastlanan “İşçi Sınıfının Ekonomi Politiği” kavramını daha önceki belgelerde görmüştük. Dolayısıyla daha sonra yayımlayacağımız belgelerde de çok karmaşık konuların (makinelerin kullanımı, artı değer, kâr, vb.) Enternasyonal belgelerinde gündelik dile çok rahat çevrilebileceğini tekrar göreceğiz.
GEÇİCİ GENEL KONSEY DELEGELERİ İÇİN TALİMATLAR.
FARKLI SORUNLAR
ENTERNASYONAL DERNEĞİNİN ÖRGÜTLENMESİ
Temelde Geçici Merkez Konseyi, Geçici Tüzükte belirlenmiş olan örgütlenme planını tavsiye eder. Onun sağlamlığı ve kolayca farklı ülkelere uyarlanması, iki yıllık deneyimle eylem birliğine zarar vermeden kanıtlanmıştır. Kıta’daki durumun değişim için elverişsiz görünmesi karşısında, gelecek yıldan başlayarak Londra’nın Merkez Konseyi’nin merkezi olmasını öneriyoruz.
Merkez Konseyi üyeleri, tabii ki sayıyı artırma yetkisi de olan Kongre tarafından (Geçici Tüzük 5. Madde) seçilecektir.
Kongre’nin bir yıllığına seçeceği Genel Sekreter, ücretli tek Dernek görevlisi olacaktır. Onun haftalık ücretini £ 2 sterlin öneriyoruz.* [*Fransızca metinde aşağıdaki paragraf eklenmiştir: “Le comité permanent formant en fait l’exécutif du Conseil central, sera choisi par le congrès; la fonction de chacun de ses membres sera déterminée par le Conseil central“. (“Merkez Konsey’in Yürütme Komitesi olarak fiilen çalışacak olan Daimî Komite, Kongre tarafından seçilecektir; kurulun her üyesinin özel görevleri Merkez Konsey tarafından belirlenecektir.”) Aynı paragraf Almanca metinde de verilmiştir. —Ed.]
Derneğin her üyesinin standart yıllık katkısı yarım peni (belki de bir peni) olmalıdır. Üyelik kartlarının (karne) bedeli ayrıca ücretlendirilecektir.
Dernek üyelerine yardım dernekleri kurup (établissement des sociétés de secours mutuels. Appui moral et matériel accordé aux orphelins de l’association/ “Yardımlaşma dernekleri kurulması, derneğin yetimlerine moral motivasyon ve maddi destek sağlanması.”) bunları uluslararası bir bağla birbiriyle ilişkilendirme çağrısı yaparken, bu sorunda inisiyatifi geçen Eylül konferansında ilk kez teklifi sunan İsviçrelilere bırakıyoruz.
2. EMEK VE SERMAYE ARASINDAKİ MÜCADELEDE
ULUSLARARASI ÇABALARIN DERNEK ARACILIĞIYLA BİRLEŞTİRİLMESİ
(a) Genel bakış açısıyla, bu sorun şimdiye kadar farklı ülkelerdeki işçi sınıflarının kurtuluşunda birbirinden kopuk girişimleri birleştirip genelleştirmeyi amaçlayan Enternasyonal Derneğinin bütün faaliyetini kapsar.
(b) Grev ve lokavt durumlarında, her zaman yabancı işçiyi yerli işçiye karşı bir araç olarak kötüye kullanmaya hazır olan kapitalistlerin entrikalarına karşı koymak, Derneğimizin şimdiye kadar başarıyla hayata geçirdiği özel işlevlerden biridir. Farklı ülkelerin işçilerinin kurtuluş ordusunda sadece kardeşler ve yoldaşlar olarak hissetmelerini değil, eyleme geçmelerini de sağlamak Derneğin en büyük hedeflerinden biridir.
(c) Büyük bir “uluslararası ortak çabayla”, tüm ülkelerin işçi sınıflarının durumuyla ilgili bizzat işçi sınıfları tarafından başlatılacak istatistiksel bir araştırma öneriyoruz. Bir şekilde başarıyla hareket etmek için işlenecek materyalin bilinmesi gerekir. İşçiler böylesine büyük bir inisiyatif alarak kendi kaderlerini kendi ellerine alma yeteneklerini kanıtlayacaklardır. Bu nedenle önerimiz şunlar:
Derneğimizin şubelerinin bulunduğu her yerde, çalışmanın hemen başlatılması ve ilişikteki anket şemasında belirtilen farklı konularda kanıtların toplanması;
Kongre’nin işçi sınıfı istatistiklerinin unsurlarının toplanmasında Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nin tüm işçilerini işbirliğine çağırması; rapor ve kanıtların Merkez Konsey’e iletilmesi. Merkez Konseyi’nin bunları genel bir rapor halinde detaylandırıp kanıtları ayrıca eklemesi.
Bu raporun ekiyle birlikte gelecek yılki Kongre’ye sunulması ve onayını aldıktan sonra Dernek tarafından giderleri üstlenilerek basılması.
HER BÖLGEDE TABİİ Kİ ÜZERİNDE DEĞİŞİKLİKLER YAPILABİLECEK OLAN GENEL ANKET ŞEMASI
1. Çalıştığı sanayi, adı.
2. Çalışanın yaşı ve cinsiyeti.
3. Çalışan sayısı.
4. Maaşlar ve ücretler: (a) çıraklar; (b) günlük ya da parça başı ücretler; aracılara ödenen komisyon. Haftalık, yıllık ortalama.
5. (a) Fabrikalarda iş saatleri, (b) Küçük işverenlerle ve iş bu farklı tarzda yürütülüyorsa eve verilen işlerde çalışma saatleri, (c) Gece ve gündüz mesaisi.
6. Yemek süreleri ve işyerinde karşılaşılan muamele.
7. Atölye ve iş türü: Aşırı kalabalık, yetersiz havalandırma, yetersiz güneş ışığı, gaz lambası kullanımı. Temizlik vb.
8. İşin niteliği.
9. Çalışmanın fiziksel durum üzerindeki etkisi.
10. Ahlaki durum. Eğitim.
11. Çalışmanın niteliği: Mevsimlik iş mi, yoksa yıl içinde az çok eşit mi dağılmış, büyük ölçüde dalgalanmalar mı tabi, dış rekabete açık mı, temelde iç rekabete mi yoksa dış rekabete mi yönelik, vb.
3. İŞ GÜNÜNÜN SINIRLANDIRILMASI
Diğer tüm iyileştirme ve kurtuluş çabalarının başarısız kaldığı görülen tek ön koşul, iş gününün sınırlandırılmasıdır.
İşçi sınıfının, yani her ulusun büyük parçasının sağlığını ve fiziksel enerjisini yeniden kazanmasıyla birlikte düşünsel gelişme, sosyalleşme, toplumsal ve siyasal eylem imkânı güvence altına alınmalı.
İş gününün yasal sınırı olarak 8 saat çalışmayı teklif ediyoruz. Bu sınırlama, genelde Amerika Birleşik Devletleri işçileri tarafından talep edilmiştir; Kongre’den geçirilmesi bunu tüm dünyadaki işçi sınıflarının ortak platformu haline getirecektir.
Nispeten kısa fabrika yasaları deneyimine sahip Kıtadaki üyelerimizi bilgilendirmek için teklif edilen 8 saatlik işgünü belirlenmezse, Sermayenin tüm yasal kısıtlamaları başarısız kılıp aşacağını ekliyoruz. Sürenin uzunluğu 8 saatlik işgünü ve ek yemek molalarıyla belirlenmelidir. Örneğin, farklı aralarla yemek molaları bir saate ulaşıyorsa, yasal olarak işyerinde geçirilen süre 9 saat, sözgelimi sabah 7- akşam 4 ya da sabah 8-akşam 5 arası olmalı. Gece mesaisine yasayla belirtilen meslek ya da işkollarında sadece istisnai olarak izin verilmelidir. Eğilimimiz tüm gece mesaisini yasaklamak olmalıdır.
Bu paragraf, sadece erkek ya da kadın yetişkinlere gönderme yapmakla birlikte, yine de kadınlar her türlü gece mesaisinden ve cinsel yapılarına zarar veren her türlü iş ya da bedensel zarar görebilecekleri zehirli ortamlar ve farklı zararlı etkilerden kesinlikle korunmalıdır. Yetişkin terimi 18 yaşını doldurmuş ya da 18’ine basmış olan herkesi kapsar.
4. ERGEN VE ÇOCUK İŞÇİLİĞİ (HER İKİ CİNSİYET)
Biz modern sanayinin her iki cinsiyetten çocuk ve ergenleri büyük toplumsal üretim çalışmasında işbirliğine yönlendirme eğilimini sermaye yönetiminde iğrenç derecede çarpıtılmasına rağmen ilerici, sağlıklı ve meşru bir eğilim olarak görüyoruz. Rasyonel bir toplum durumunda, nasıl hiçbir sağlıklı yetişkin doğanın genel yasasından, yani beslenebilmek için çalışmak ve sadece kafayla değil elleriyle de bu çalışmadan uzak tutulmaması gerekiyorsa, 9 yaşından başlayarak her çocuğun üretken bir emekçi olması gerekir.
Ne var ki, şu an için sadece [işçi sınıfından] her iki cinsiyetten çocuk ve gençlerle ilgilenmek zorundayız. Onlar farklı muamele görecek üç kategoriye [ayrılmalı.]* [* Gazete metninde eksik. Daha sonraki bir baskıdan düzeltilmiştir. —Ed.]. İlk kategori 9 -12 yaş grubu; ikincisi 13-15 yaş grubu; üçüncüsü de 16- 17 yaşlarını kapsar. Herhangi bir atölye ya da eve verilen işlerde birinci kategorinin istihdamının yasayla iki, ikincisinin dört ve üçüncüsününki altı saatle sınırlandırılmasını öneriyoruz. Üçüncü kategori için en az bir saat yemek ya da dinlenme molası verilmelidir.
Aslında arzu edilen ilkokul eğitimine 9 yaşından önce başlamaktır. Ama biz burada sadece işçiyi sermaye birikiminin salt bir aracı derecesine düşüren ve anne babaları kendi ihtiyaçları gereği kendi çocuklarının satan köle sahiplerine dönüştüren bir toplumsal sistemin eğilimlerine karşı en vazgeçilmez panzehirleri ele alıyoruz. Çocuk ve ergen haklarını savunmalıyız. Onlar kendileri için hareket edemezler. Bu nedenle, onlar adına hareket etmek derneğin ödevidir.
Eğer orta ve üst sınıflar kendi evlatlarına karşı ödevlerini ihmal ederlerse, bu onların kendi hatalarıdır. Bu sınıfların ayrıcalıklarını paylaşan çocuk, onların önyargılarından acı çekmeye mahkûmdur.
İşçi sınıfının durumu çok farklı. İşçi özgür bir fail değildir. Çoğu durumda kendi çocuğunun gerçek çıkarlarını ya da insani gelişmenin normal koşullarını kavrayamayacak kadar cahildir. Ne var ki, işçi sınıfının daha aydın kesimi, kendi sınıfının ve dolayısıyla insanlığın geleceğinin tamamen yükselen emekçi kuşağın oluşumuna bağlı olduğunu anlıyor. Her şeyden önce çocuk ve ergen işçilerin mevcut sistemin ezici etkilerinden kurtarılması gerektiğini biliyorlar. Bu ancak toplumsal aklın toplumsal kuvvete dönüştürülmesiyle gerçekleştirilebileceğinden, belirli koşullarda bunu yapmanın devlet iktidarının yürürlüğe koyacağı genel yasalardan başka bir yöntemi yoktur. Bu tür yasaların yürürlüğe konulmasıyla, işçi sınıfı hükümetin gücünü sağlamlaştırmaz. Tersine, şu anda kendisine karşı kullanılan o gücü kendi eylemliliğine dönüştürür. Tecrit edilmiş yığınla sonuçsuz bireysel girişimle ulaşamayacakları hedefe genel bir eylemle ulaşırlar.
Bu bakış açısından yola çıkarak, hiçbir anne baba ve hiçbir işverenin eğitimle birleştirilmediği sürece, ergen emeğinden yararlanmasına izin verilmemesi gerektiğini söylüyoruz.
Eğitimden üç şeyi anlıyoruz.
Birincisi: Zihinsel eğitim.
İkincisi: Spor okulları ve askerlikteki fiziksel eğitimler gibi beden eğitimi.
Üçüncüsü: Tüm üretim süreçlerinin genel ilkelerini kazandırırken, aynı zamanda çocuğu ve gencin bütün mesleklerin temel araçlarının pratik kullanımı ve kontrolüne başlayacağı teknolojik eğitim.
Zihinsel, beden eğitimi ve teknolojik eğitimin kademeli gelişme seyri, ergen işçilerin sınıflandırılmasına uygun olmalı. Teknoloji okullarının maliyetleri kısmen ürünlerinin satışıyla karşılanmalı.
Ücretli üretken emek, zihinsel eğitim, beden eğitimi ve politeknik eğitimin birleşimi, işçi sınıfını üst ve orta sınıfların düzeyinin çok üzerine yükseltecektir.
Gece mesailerinde ve sağlığa zararlı tüm mesleklerde [9] yaşından başlayıp 17 yaşına (dahil) kadar herkesin istihdam edilmesinin yasayla kesinlikle yasaklanması gerektiği kendiliğinden anlaşılır.
5. KOOPERATİF ÇALIŞMASI
Enternasyonal İşçi Derneği’nin işi, herhangi bir doktriner sistemi dikte etmek ya da dayatmak değil, işçi sınıflarının kendiliğinden hareketlerini birleştirip genelleştirmektir. Bu nedenle, Kongre özel bir kooperatif sistemi ilan etmeyerek, kendisini birkaç genel ilkeyi ifade etmekle sınırlamalıdır.
(a) Biz kooperatif hareketinin sınıfsal karşıtlığa dayalı mevcut toplumun dönüştürücü kuvvetlerinden biri olduğunu kabul ediyoruz. Onun büyük meziyeti, özgür ve eşit üreticilerin birliği temelindeki cumhuriyetçi ve yardımsever sistemin emeğin sermayeye bağımlılığına dayalı mevcut yoksullaştırıcı despotik sistemin yerini alabileceğini pratikte göstermesidir.
(b) Ne var ki, bireysel ücretli kölelerin kendi özel çabalarıyla geliştirebilecekleri cüce formlarla sınırlanmış kooperatif sistemi kapitalist toplumu hiçbir zaman dönüştürmez. Toplumsal üretimi büyük ve uyumlu bir özgür ve kooperatif emek sistemine çevirmek için genel toplumsal değişikliklere ihtiyaç vardır. Toplumun genel koşullarında değişiklikler, toplumun örgütlü güçlerinin, yani devlet iktidarının kapitalistlerden ve toprak sahiplerinden üreticilerin kendilerine geçişi dışında hiçbir zaman gerçekleştirilemez.
(c) İşçilere kooperatif mağazaları yerine kooperatif üretime girişmeyi tavsiye ediyoruz. İlki mevcut ekonomik sistemin yüzeyine temas ederken, ikincisi temellerine saldırır.
(d) Tüm kooperatif birliklerine ortak gelirlerinin bir kısmını, ilkeleri gibi örneklerini de yaymak, başka bir deyişle, öğretip vazetmek kadar yeni kooperatif yapılarının kurulmasını teşvik etmek için bir fona dönüştürmelerini tavsiye ediyoruz.
(e) Kooperatif birliklerinin sıradan orta sınıf anonim şirketlere (sociétés par actions) dönüşerek yozlaşmasını önlemek için hissedar olsun ya da olmasınlar istihdam edilen tüm işçiler aynı payı almalıdır. Sırf geçici bir çözüm olarak pay sahiplerine düşük bir faiz verilmesine razıyız.
6. SENDİKALAR. GEÇMİŞLERİ, BUGÜNLERİ VE GELECEKLERİ
(a) Geçmişleri.
Sermaye yoğunlaşmış toplumsal kuvvetken, işçi sadece çalışma gücünü elden çıkarmak zorundadır. Bu nedenle, maddi yaşam araçlarının ve emeğin mülkiyetini bir tarafa, yaşamsal üretken enerjileri karşı tarafa yerleştiren bir toplum anlamında bile eşit olamayacak sermaye ve emek arasındaki sözleşme hiçbir zaman eşit koşullarda olamaz. İşçilerin tek toplumsal gücü sayılarıdır. Gelgelelim, sayısal kuvvet dağınıklıkla ortadan kalkar. İşçilerin dağınıklığını yaratılıp sürdüren kendi aralarındaki kaçınılmaz rekabettir.
Sendikalar, başlangıçta işçilerin sözleşmelerin onları en azından salt kölelik koşullarını aşabilecekleri maddelerini lehlerine çevirmek için bu rekabeti ortadan kaldırmaya ya da en azından frenlemeye yönelik kendiliğinden girişimlerinden doğmuştu. Bu nedenle, Sendikaların ilk hedefleri günlük ihtiyaçlarla, sermayenin hiç durmadan kuşatmasını engelleyecek çözümlerle, tek kelimeyle, ücretler ve çalışma süresi sorunlarıyla sınırlıydı. Sendikaların bu faaliyeti sadece meşru olmakla kalmıyordu, zorunluydu da. Mevcut üretim sistemi sürdükçe bu faaliyetten vazgeçilemez. Tersine, tüm ülkelerde söz konusu faaliyet Sendikaların kurulup birleşmesiyle genelleştirilmelidir. Öte yandan, aynı ortaçağ belediyeleri ve komünleri orta sınıf için yaptığı gibi, Sendikalar da kendi bilinçsiz de olsa işçi sınıfının örgütlenme merkezlerini oluşturuyorlardı. Eğer Sendikalar sermaye ve emek arasındaki gerilla savaşlarında ihtiyaçsa, ücretli emek ve sermayenin egemenliği sisteminin yerini alacak örgütlü yapılar olarak daha da önemlidirler.
(b) Bugünleri.
Sermaye ile yerel ve anlık mücadelelere aşırı odaklanmış olan Sendikalar, henüz ücretli kölelik sisteminin kendisine karşı eyleme geçme güçlerini tam kavramış değillerdi. Bu nedenle, genel toplumsal ve siyasal hareketlerle aralarına çok fazla mesafe koymuşlardı. Ne var ki, son zamanlarda büyük tarihsel misyonlarının biraz farkına varmışlar gibi görünüyorlar. * *[*Almanca metinde “İngiltere’de wenigstens” (hiç değilse İngiltere’de) kelimeleri eklenmiştir. —Ed] Bunu, örneğin İngiltere’de son zamanlarda siyasal harekete katılmalarından, Amerika Birleşik Devletleri’nde sendikaların işlevlerini daha geniş yorumlamalarından ve Sheffield’da Sendika delegelerinin son büyük konferansında kabul edilen aşağıdaki karardan anlayabiliyoruz:
“Enternasyonal Derneğinin tüm ülkelerin işçilerini bir tek ortak kardeşlik bağıyla bir araya getirme çabalarını tam olarak takdir eden bu konferans, bütün işçi topluluğun ilerlemesi ve refahında temel rol oynayacağı inancıyla, burada temsil edilen çeşitli derneklere bu organa üye olmayı en büyük içtenlikle tavsiye eder.”
(c) Gelecekleri.
Sendikalar, ilk amaçlarından ayrı olarak şimdi bütünsel çıkarlarını gözeterek, işçi sınıfının tam kurtuluşu için örgütlenme merkezleri olarak bilinçli bir şekilde eyleme geçmeyi öğrenmeli. Bu yola yönelen her toplumsal ve siyasal harekete yardım etmelidir. Kendilerini bütün işçi sınıfının savunucuları ve temsilcileri olarak görüp bu doğrultuda hareket ettiklerinde, sendika üyesi olmayan işçileri de kendi saflarına katmaları kolaylaşır. Olağanüstü koşullar nedeniyle güçsüz düşen* [*Burada Fransızca metinde şunu okuyoruz: “… ont empêché toute résistance organisée… (“…tüm örgütlü direnişleri engellenen…” —Ed.] tarım işçileri gibi en düşük ücretli meslek gruplarının çıkarlarını özenle gözetmeliler. Bütün dünyayı çabalarının sınırlı ve bencil olmayıp ezilen milyonların kurtuluşunu amaçladığına inandırmalılar.
7. DOĞRUDAN VE DOLAYLI VERGİLENDİRME
(a) Vergilendirme biçimindeki hiçbir düzeltme emek ve sermaye ilişkilerinde önemli bir değişiklik yaratmaz.
(b) Bununla birlikte, iki vergi sistemi arasında seçim yapmak zorundaysak, biz dolaylı vergilerin tamamen kaldırılmasını ve bunların yerine genelde doğrudan vergilerin getirilmesini tavsiye ederiz.
Çünkü doğrudan vergiler işadamlarının fiyatlara sadece dolaylı vergilerin miktarını değil, bunları ödemek için önceden yatırdıkları sermayenin faizi ve kârını da eklemeleri nedeniyle meta fiyatlarını artırır;
Çünkü dolaylı vergiler, bireylerin devlete ödediklerini gizlerken, doğrudan vergi çıplaktır, karmaşık değildir ve en sıradan kişiler tarafından bile yanlış anlaşılmaz. Bu nedenle, doğrudan vergilendirme her bireyi idari güçleri denetlemeye itelerken, dolaylı vergilendirme tüm öz-yönetim eğilimini ortadan kaldırır.
8. ULUSLARARASI KREDİ
İnisiyatif Fransızlara bırakılmalı.
9. POLONYA SORUNU*
[* Fransızca metinde şunu okuruz: “De la nécessité d’anéantir l’influence russe en Europe pour l’application du droit des peuples de disposer d’eux- mémes et de roconstruire une Pologne sur des bases démocratiques et sociales.” (“Halkların kendi kaderlerini tayin etme hakkının hayata geçirilip Polonya’nın demokratik ve sosyal temellerde yeniden inşası için Avrupa’daki Rus etkisini ortadan kaldırma zorunluluğu üzerine.”) —Ed.]
(a) Avrupalı işçiler bu sorunu neden sahipleniyorlar? En önce, çünkü orta sınıfın yazar ve ajitatörleri, Kıta’da, hatta İrlanda’da her türlü milliyete kol kanat germelerine rağmen, iş Polonya’ya gelince onu bastırmak için komplo peşinde koşuyorlar. Bu suskunluk nereden geliyor? Çünkü aristokrasi de burjuvazi de arka plandaki karanlık Asya gücünü yükselen işçi sınıfı dalgasına karşı son bir çare gibi görüyorlar. Bu güç ancak Polonya’nın demokratik temelde tekrar kurulmasıyla etkin bir biçimde bastırılabilir.
(b) Orta Avrupa’nın, bilhassa Almanya’nın değişen mevcut durumunda, demokratik bir Polonya hiç olmadığı kadar zorunludur. O olmadan Kutsal İttifak’ın ileri karakolu haline gelecek olacak Almanya, onunla cumhuriyetçi Fransa’nın müttefiki olurdu. Bu büyük Avrupa sorunu çözüme kavuşmadıkça, İşçi sınıfı hareketi sürekli kesintiye uğrayacak, frenlenecek ve geciktirilecektir.
(c) Bu konuda inisiyatif almak bilhassa Alman işçi sınıfının ödevidir; çünkü Polonya’yı paylaşan devletlerden biri de Almanya’dır.
10. ORDULAR**
[** Fransızca metinde şunu okuruz: Armées permanentes ; leurs rapports avec la production” (Profesyonel ordular; üretimle ilişkileri).”- ed.]
(a) Büyük kalıcı orduların üretim üzerindeki zararlı etkisi her türden orta sınıf kongrelerinde, barış kongrelerinde, iktisat kongrelerinde, istatistik kongrelerinde, hayırseverlerin kongrelerinde, sosyoloji kongrelerinde yeterince ortaya konmuştur. Bu nedenle, konuyu daha fazla açmanın tamamen gereksiz olduğunu düşünüyoruz.
(b) Biz halkın genel silahlanmasını ve silah kullanımı konusunda genel eğitim verilmesini teklif ediyoruz.
(c) Her erkek yurttaşın bu ordularda çok sınırlı bir süre askerlik yapacağı ve milis subayları için okul görevi görecek küçük kalıcı orduları geçici bir zorunluluk olarak kabul ediyoruz
11. DİNİ SORUN*
[*Fransızca metinde şunu okuyoruz: “Des idées religieuses; leur influence sur le mouvement social, politique et intellectuel.” (“Dini fikirler; Toplumsal, Siyasal ve Düşünsel Harekete etkileri.” —Ed]
Fransızların inisiyatifine bırakılmalı.
Karl Marx tarafından 1866 yılı Ağustos sonunda yazılmıştır.
The International Courier, No. 6-7, 20 Şubat ve No. 8-10, 13 Mart 1867 ve Le Courrier Internanational, No. 10, 11, 9 Mart ve 16 Mart 1867; ayrıca Der Vorbote gazetesi, No. 10 ve 11, Ekim ve Kasım 1866.
Enternasyonal belgesi The International Courier’de yayımlanan metni temel almıştır.
[Ali Çakıroğlu tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.