Hayvan hakları savunucuları kamuoyunda “Katliam Yasası” olarak anılan Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’a karşı Birleşmiş Milletler’in ilgili kurumlarına resmi başvuru yaptı. Hayvan hakları savunucuları başvuruyu Ankara Adliyesi postanesinden gönderdikten sonra adliye önünde açıklama yaptı

Hayvan hakları savunucuları kamuoyunda “Katliam Yasası” olarak anılan Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’a karşı Birleşmiş Milletler’in ilgili kurumlarına resmi başvuru yaptı. Hayvan hakları savunucuları başvuruyu Ankara Adliyesi postanesinden gönderdikten sonra adliye önünde açıklama yaptı.
Yaşamdan Yana Veteriner Hekimler Platformu’ndan Elif Türker, iktidarın koruma iddiasıyla yürürlüğe soktuğu düzenlemenin sahada tam tersine “açık bir katliam rejimi” yarattığını söyledi. Yasanın bilimi, veteriner hekimliği ve etik ilkeleri yok saydığını vurgulayan Türker, uygulamanın geri dönüşü olmayan ihlaller doğurduğunu, hayvanlara yönelen şiddeti ise devlet politikası düzeyine taşıdığını ifade etti. Kısırlaştırma, aşılama ve yerinde yaşatma gibi etkisi kanıtlanmış yöntemlerin göz ardı edilmesinin toplum güvenliğini sağlamadığı gibi sorunu çözümsüz kıldığını belirten Türker, bu yaklaşımın şiddeti daha da normalleştirdiğini dile getirdi. “Veteriner hekimlik yaşamı korumakla yükümlüdür, katliamla değil” diyen Türker, hayvanların yaşam hakkının siyasi tercihlere ya da geçici idari uygulamalara feda edilemeyeceğini, devlet eliyle yürütülen yok etme politikalarının kabul edilemez olduğunu söyledi.
Yasanın yürürlüğe girmesinden bu yana birçok kentte katliam yaşandığını dile getiren Türker, Karataş Barınağı’nda ortaya çıkan tabloyu örnek göstererek Niğde’den Altındağ’a, Mamak’tan Erzincan, Gebze, Konya ve Osmaniye’ye kadar pek çok yerde benzer ihlallerin yaşandığını aktardı. Toplumsal hafızada geri dönüşü olmayan yaralar açıldığını ifade eden Türker, söz konusu yasanın derhal iptal edilmesi gerektiğini, hayvan ticaretinin sonlandırılmasını, yuvalandırmanın teşvik edilmesini, kısırlaştırma–aşılama–yerinde yaşatma modelinin eksiksiz uygulanmasını talep etti. “Tüm canlılar yaşam karşısında eşittir; vicdan, bilim ve etik dışı bu katliam düzenine boyun eğmiyoruz” dedi.
Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi’nden avukat Deniz Helvacı da Karataş Barınağı’nda yaşananların, bu yasanın doğrudan bir sonucu olduğunu söyledi. Asıl yapılması gerekenin 2004’te yürürlüğe giren 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun eksiksiz uygulanması olduğunu belirten Helvacı, idarenin bu yasayı bir yük olarak gördüğünü ve ayrılması gereken bütçeyi “kullanılamaz bir kalem” gibi değerlendirdiğini ifade etti. Birleşmiş Milletler’e yapılacak başvuruya ilişkin ise “Bugün iç hukuk yollarının tümü tüketilmedi; yine de BM’ye gidiyoruz” diyerek, özellikle özel raportör mekanizmaları aracılığıyla yasanın Türkiye’de şiddeti kurumsallaştırdığı ve hayvan hakları savunucularını, veteriner hekimleri ve en temelde hayvanları hedef gösteren bir nefret politikasının parçasına dönüştürdüğünü anlatacaklarını söyledi. Bu yaklaşımın aynı zamanda bir çevre hakkı ihlali olarak değerlendirilmesi amacıyla başvuru yapacaklarını dile getirdi.
Avukat Doğan Erkan ise Birleşmiş Milletler’den taleplerini detaylandırarak, hayvan–insan–çevre ilişkisine dair yetki sahibi tüm BM komiserlikleri, raportörlükleri ve ilgili komitelere başvurduklarını belirtti. Erkan, 7527 sayılı yasanın uygulanmasının, Ankara ve İstanbul Valiliklerinin getirdiği besleme yasaklarıyla birlikte telafisi imkânsız zararlara yol açtığını, bu nedenle BM’nin süreci incelemesini ve inceleme tamamlanana dek uygulamaların koşulsuz biçimde askıya alınmasını talep ettiklerini aktardı. “Resmi bir soruşturma yürütülmesini, bilgi talebinde bulunulmasını ve toplanan–öldürülen ya da ‘doğal nedenlerle öldü’ denilen hayvanlara dair gerçek sayıların, ölüm nedenlerinin şeffaf ve doğrulanabilir biçimde kamuoyuyla paylaşılmasını istiyoruz” dedi.
Sendika.Org