“Bu kriz, komünal süreci derinleştirmenin tarihsel zorunluluğunu ve Venezüella’nın bir ulus olarak emperyalist saldırılara ve dışa bağımlılığa karşı özsavunma kapasitesini güçlendirmesi gerektiğini göstermeye yardımcı olacağını düşünüyorum. Komünal sürecin, bürokratizmi aşarak kendi iç bütünlüğünü ve karşılıklı bağlarını güçlendirme yönünde kararlı bir ilerleme içinde olduğunu düşünüyorum. Bu kriz, söz konusu sürece mutlaka yeni bir sıçrama alanı açacaktır”

3 Ocak 2026 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri Venezüella’ya doğrudan askeri saldırı düzenledi, Başkan Nicolás Maduro’yu kaçırdı ve Karakas çevresinde hava saldırıları gerçekleştirdi. Bu, Uluslararası hukuku ciddi şekilde ihlal eden ve bölgeyi daha geniş çaplı bir çatışmanın eşiğine getiren bir eylemdir.
Venezüella yetkilileri ve Bolivarcı projenin destekçilerinin bu olayları nasıl yorumladığını ve bundan sonra ne olacağına inandıklarını anlamak için Jacobin dergisinin kurucu editörü Bhaskar Sunkara, yıllarca süren yaptırımlar ve diplomatik çatışmalar sırasında hükümetin ABD ile başlıca muhataplarından biri olan eski Venezüella diplomatı Carlos Ron ile görüştü.
Bhaskar Sunkara: Carlos, okuyuculara kendini tanıtabilir misin?
Carlos Ron: Bugün bağımsız bir jeopolitik araştırmacı ve analistim, ancak daha önce Brezilya ve Amerika Birleşik Devletleri’nde Venezüella’yı temsil ettim ve Mayıs 2018’den Ocak 2025’e kadar Kuzey Amerika’dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı olarak görev yaptım.
Ondan önce, uzun bir süre Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayıp okudun. Hugo Chávez liderliğindeki Bolivarcı Devrim’i nasıl keşfettiniz ve bu devrime nasıl dahil oldun? Bu devrim senin için ne ifade ediyordu?
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki göçmen hayatı, sınıf bilinci geliştirmeye, eşitsizliği anlamaya ve toplumsal adalet için çabalamaya teşvik ediyor. Amerika Birleşik Devletleri, ilham verici ve ilerici siyasi ideolojiyi şekillendirebilecek zengin bir toplumsal mücadele ve süreçler tarihine sahiptir. Bolivarcı Devrim, ben bu siyasi fikirleri incelerken patlak verdi, bu yüzden yeni bir anayasa taslağı hazırlanmasını ve demokrasinin radikalleştirilmesini öngören bir projenin, beni bu sürece dahil olmaya ve toplumu dönüştürmek için kolektif çabalara katılmaya çağırması çok mantıklı geldi.
Büyükbabam, ABD destekli Marcos Pérez Jiménez’in faşist diktatörlüğüne karşı çıktı. Chávez’in çağrısı, benim kişisel tarihimle ve aynı zamanda radikal ABD geleneğiyle de yankı buldu — Martin Luther King Jr ve Malcolm X’in fikirleri ve Appalachia, Güney Bronx veya Venezüella’nın Barlovento bölgesinde olsun, yoksulların acılarının aşılması gerektiği fikri.
Venezüella’daki yürütme yetkisinin mevcut durumu hakkında neleri doğrulayabilirsin ve emperyalist askerî baskı altında karar alma süreçleri nasıl işliyor?
3 Ocak 2026 akşamı, Venezüella Anayasa Mahkemesi, ABD askeri güçleri tarafından Başkan Nicolás Maduro’nun kaçırılması ışığında, idari sürekliliği ve ulusun savunmasını garanti altına almak için Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez’in geçici başkan olarak yemin etmesi gerektiğine karar verdi. Kabinenin tüm üyeleri, Silahlı Kuvvetlerin tüm komutanları ve tüm eyalet hükümeti liderleri görevlerine devam ediyor. Venezüella’nın anayasal başkanı Nicolás Maduro kaçırılmış olsa da, rejim değişikliği yaşanmamıştır.
Şu anda Venezüella’da normal işleyen ve açıkça aksayan şeyler nelerdir — iletişim, enerji, ulaşım veya yönetişim?
Ülkenin büyük bir bölümü normal şekilde işliyor- iletişim hâlâ aktif ve kamusal, özel ve yerel yayın kuruluşları olağan biçimde faaliyet gösteriyor. Saldırıların etkilediği bölgelerde elektrik kesintileri olduğu bildirildi. La Carlota ve Charallave Havaalanları saldırıya uğradı. Ülkenin ana havaalanlarında ticari uçuşlar yeniden başlayacak. Başkanın kaçırılması dışında, yönetimin çoğunlukla yerinde ve etkilenmemiş olduğunu söyleyebilirim.
Venezüella ordusunun siyasi konumu şu anda nasıl?
Saldırının gerçekleştiği gece Savunma Bakanı’nın da ifade ettiği gibi, Venezüella Silahlı Kuvvetleri, ABD’nin askeri saldırısına ve Devlet Başkanı’nın kaçırılmasına karşı ulusu savunmak için harekete geçti. Ordu, dış saldırı karşısında olağanüstü bir birlik ve beraberlik sergiledi. Ülke genel olarak sakin ve normal bir durumda.
Bolivarcı projenin bugün halk egemenliğinden çok baskıya dayandığını ifade eden eleştiriler var. Hükümete gerçek desteği gösteren örnekler verebilir misin?
Bu söylem, yıllardır neoliberal ve muhafazakâr siyasi projeleri için halk desteği elde edemeyenler tarafından yaygınlaştırılmıştır. Bunun nedeni, Bolivarcı Devrim’in yoksulluğun, siyasi dışlanmanın ve yurttaşlık haklarından mahrum bırakılmanın aşılmasında yarattığı büyük etkidir. Bir karşılaştırma yaparsak, Bolivarcı projenin Venezüella’daki dışlanmış kitleleri üzerindeki etkisi, yirminci yüzyılda Yeni Düzen ve sivil haklar hareketinin ABD’de haklarından mahrum bırakılmış nüfusu üzerindeki etkisiyle aynı düzeydedir.
Aşırılıkçı muhalefet, siyasi başarısızlıklarını çoğu zaman zorbalık ve baskı suçlamalarıyla örtmeye çalıştı. Oysa Bolivarcı süreç, doğrudan ve katılımcı yapısı sayesinde toplumun çoğunluğu nezdinde hala güçlü bir desteğe sahip. İnsanlar, görüşlerini doğrudan dile getirebildiklerini, kendilerini ilgilendiren kamu politikalarını önceliklendirebildiklerini ve karar alma süreçlerini etkileyebildiklerini düşünüyor. Buna karşılık muhalefet, tekrar tekrar mobilize olma kapasitesinden yoksun olduğunu gösterdi. Başkanın kaçırıldığı böylesi bir anda bile kayda değer bir eylem örgütleyememeleri bunu açıkça ortaya koyuyor. Bugün Venezüella sokakları, aksine, hükümet yanlıları ve dış müdahaleye karşı çıkan insanlarla dolu.
ABD müdahalesine karşı çıkan, aynı zamanda hükümetin demokratik sicili ve ekonomi yönetimini eleştiren Venezüellalılar hakkında ne düşünüyorsun?
ABD’nin müdahalesine karşı çıkarak ülkelerine sadakatlarını sergiledikleri için onları alkışlıyorum. Kimse ülkesini sevip dış müdahale isteyemez; bu temel bir çelişkidir. Ekonomi politikası veya diğer siyasi konularda sahip olabileceğimiz farklılıklar, yabancı aktörler tarafından değil, Venezüellalılar arasında barışçıl ve içsel olarak çözülmelidir.
Ülkedeki ekonomik durumu konuşalım. ABD baskısına rağmen bir iyileşme söz konusu mu? Ayrıca son on yılı aşkın uzun dönem açısından baktığında, yaşananları tamamen uzayan ambargolar ve ekonomik kuşatmaya mı bağlıyorsun, yoksa hükümetin yaptığı gerçek ekonomik hataların da payı olduğunu düşünüyor musun?
Venezüella’nın en büyük ekonomik sorunu, özellikle petrol sektörünü hedef alan ve 2015’ten bu yana uygulanan ABD ambargoları olmuştur. Bir noktada sektörün maruz kaldığı kayıplar son derece büyüktü; örneğin 2020’deki gelirler, 2014’e kıyasla yüzde 90 daha düşüktü. Ancak Devlet Başkanı Maduro’nun hükümeti tarafından hayata geçirilen iyileştirme önlemleri sayesinde, Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik Komisyonu’na (ECLAC) göre 2025 yılının sonu itibarıyla yüzde 9’luk bir ekonomik büyüme kaydedildi. Bu, Venezüella ekonomisinin son 20 ardışık çeyrekte büyüme kaydettiği anlamına geliyor.
Venezüella bunu, ambargo nedeniyle zorunlu olarak ve hızla gelişen 14 üretken motor veya sektör kurarak başardı. Örneğin, tarihsel olarak ithalata büyük ölçüde bağımlı olan gıda üretimi, şu anda Venezüella’nın gıda ihtiyacının yüzde 80’inden fazlasını karşılayacak kadar genişledi.
Halk iktidarını kalıcılaştırma konusunda Bolivarcı devrim nerede başarılı oldu ve nerede başarısız oldu?
Benim için devrimin en büyük ve kalıcı başarısı belirli bölgelerde doğrudan demokratik katılım sağlayan komünlerdir. Ancak, ulusal toprakların tamamı komünal süreçleri eşit şekilde geliştirecek koşullara sahip değildir. Coğrafi, kültürel ve üretim koşulları başarılı komünler oluşturmayı zorlaştırmıştır. Zamanla koşulların imkanlı hale getirilebileceğini düşünüyorum.
Eğer bu kriz, projenin çöküşünden ziyade kendini yenilemesini zorunlu kılıyorsa, Venezüella’da bu yenilenme hangi dinamiklerden beslenebilir?
Bu kriz, komünal süreci derinleştirmenin tarihsel zorunluluğunu ve Venezüella’nın bir ulus olarak emperyalist saldırılara ve dışa bağımlılığa karşı özsavunma kapasitesini güçlendirmesi gerektiğini göstermeye yardımcı olacağını düşünüyorum. Komünal sürecin, bürokratizmi aşarak kendi iç bütünlüğünü ve karşılıklı bağlarını güçlendirme yönünde kararlı bir ilerleme içinde olduğunu düşünüyorum. Bu kriz, söz konusu sürece mutlaka yeni bir sıçrama alanı açacaktır. Komünal sürecin ne ölçüde sağlamlaştığı, onun geri döndürülemezliğinin de teminatı olacaktır.
Bu saldırı sonrasında Latin Amerika’ya baktığında ABD’nin bölgedeki sol egemenliğe karşı hoşgörüsünün sona erdiğinin bir işareti olarak görüyor musun? Brezilya’daki sosyal demokrat hükümetler ve Küba Devrimi için ne gibi sonuçları olacağını öngörüyorsun?
ABD bölgede hakimiyet elde etmeyi tarihsel olarak kendi etki alanı olarak gördüğü için bunu tesis etme projesi olarak değerlendiriyorum. MAGA’nın (Make America Great Again/ Amerika’yı Yeniden Harika Yap) 2025 Projesi, ABD’nin tedarik zincirlerini ve ekonomik hakimiyetini garanti altına almak için “yeni yarımküre oluşturma”yı bir gereklilik olarak görüyordu. Yakın zamanda yayımlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi de, ABD’nin bölgenin stratejik kaynakları üzerindeki kontrolünü garanti altına almak için Monroe Doktrini’nin yeniden düzenlenmesini öngörüyordu. Bu senaryoda, Washington’un kendi amaçlarına uymayan bağımsız projeleri ezmeye çalışacağı görülüyor. Arjantin veya Honduras’taki seçimlerde müdahaleci bir tutum gördük. Kolombiya, Brezilya veya Meksika’daki gibi radikal olmayan, ilerici projelere karşı bile tehdit ve baskı gördük. Venezüella ve Küba gibi daha devrimci projeler ise saldırıların doğrudan hedefi.
Latin Amerika’daki sol partiler, sendikalar ve toplumsal hareketler arasında bölgesel koordinasyonun mekanizmaları nelerdir?
Bence bölgedeki toplumsal hareketler ve halk örgütleri, asgari ortak gündemin ne olması gerektiği konusunda geniş çaplı bir tartışma yapmalıdır. Venezüella’da 2023 ve 2024 yıllarında Dünya Sosyal Alternatif [World Social Alternative] adlı bir girişim vardı ve bu, böyle bir gündem oluşturma çabasıydı. Başka girişimler de oldu. Bu tartışmanın bir kısmı, mezhepçi bölünmeleri aşmalı ve halklarımızın gündelik sorunlarına pratik çözümler içermeli; Küba, Nikaragua ve Venezüella’daki dönüştürücü ve devrimci projelere dayanışma ve savunma göstermeli ve solun ortak kültürel kimliğinin temellerini oluşturmalıdır.
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki savaş karşıtı hareketler şu anda ne yapmalı?
Bence ABD’deki savaş karşıtı hareket, Venezüella’ya yönelik saldırganlığı kınamak için çok şey yaptı. Belki de hareketin siyasi örgütler arasında köprüler kurma ve gücünü gösterme konusunda kendini geliştirmesi gerekiyor.
Beş yıl sonra Bolivarcı Devrim’in yeniden inşası nasıl olacak ve yenilgi neye benzeyecek?
Beş yıl sonra yeniden inşa ile daha güçlü komünler, kitle örgütleri ile devlet kurumları arasında daha iyi bir etkileşim ve daha egemen ve bağımsız bir ülke olacak. Yenilgi ise neoliberalizme ve ABD’nin etkisine geri dönme çabasının olacak.
Böyle bir zamanda, seni siyasete bağlı ve hatta umutlu tutan nedir?
Bu sürecin Latin Amerika soluna daha büyük bir dayanışma ve birliğe götüreceğini umuyorum. Kolay bir süreç değil, solun çoğu aşırı sağın yükselişinden dolayı hayal kırıklığına uğramış durumda, ancak gerekliliğin güçlü bir itici güç olacağına inanıyorum.
Devrimcilerin siyasi tutarlılık göstermeleri gerektiğini düşünüyorum. Koşullar kolay olduğunda adaletsizlikle mücadele ediyorsanız, koşullar son derece zor olduğunda da mücadele etmeye hazır olmalısınız.
Diplomasiye inanıyorum; açık sözlülük ve saygı ile konuşmanın hayal edilemeyecek başarılar elde edebileceğini düşünüyorum ve bu yüzden her türlü çatışmadan önce her zaman diplomasiyi tercih ederim. Daha iyi bir dünyanın mümkün olduğunu bildiğim için devrime bağlıyım. Bunu Chávez’in Venezüella’sında gördüm ve Maduro seçildikten sonra saldırıya uğradığını gördüm.
Sosyalizm benim için ütopya değil; gerçek bir şey, inşa etmesi zor, ama gerçek. Sosyalizmi inşa etmek için mücadele içinde yaşıyorum ve bunun başarıya ulaşmasını istiyorum. Dünyada bu sosyalist ufka yönelik en büyük tehdit, özellikle şu anda daha çaresiz ve tehlikeli bir aşamada olan ABD emperyalizmidir. Gezegeni kurtarabilmemizin ve toplumsal adaleti inşa edebilmemizin tek yolu, imparatorluğu yenmektir.
Orijinal başlık: Venezüella’dan Donald Trump saldırısına verilen yanıt
Orijinal spot: Eski Venezüella diplomatı, Jacobin’e devletin, ordunun ve halk güçlerinin ABD’nin askeri saldırganlığına nasıl tepki verdiklerini ve bundan sonra ne olacağını anlatıyor.
[Jacobin’de yer alan İngilizce orijinalinden Ezgi Ceylan tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir.]
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.