Bir şeye takıldım, Sayın Özlem Zengin. Türkiye’nin şartları, emeklisine yeterli zammı yapamayacak kadar kötü bir durumda mı? Madem ‘aynı gemideyiz’, hani hiç kimse de kurtarma filikalarını indirip gemiden kaçma taraftarı değil, o zaman, “itibardan tasarruf yapılmaz” deneni bir kenara bırakma zamanı gelmedi mi, ama hepimiz için?

Bir tanesi demiş ki, İsviçre Davos’ta toplanan zengin ülkeler ve liderleri için;
Her ocak ayında, özel jetler, ölmekte olan bir hayvanın etrafında dönen akbabalar gibi Davos’a iner! O jetler; aynı bir avuç milyarderi, CEO’ları, merkez bankalarının üst düzey yöneticilerini ve Davos’a/söylemlerine alışmış politikacıları taşır! Bunlar, küresel yoksullukla ‘ilgileniyormuş’ gibi yaparken, onu üreten mekanizmayı da sessizce mükemmelleştirir. Beraberce dört gün geçirirler ve ‘kapsayıcı büyüme’, ‘sürdürülebilirlik’ ve ‘kimseyi geride bırakmamak’ hakkında cilalı klişeler sunarlar! Yatırım kararları, vergi kaçırma planları, tekel kurma algoritmaları ve lobicilikleriyle zaten on yıllardır sistematik olarak serveti yukarıya doğru sömüren, küresel işgücü payını toz haline getiren ve tüm kıtaların orta sınıfını güvencesiz geçici işçilere dönüştüren aynı kişilerdir bunlar. Küresel yoksulluğa nefes aldıracak çözümleri asla konuşmazlar, ‘çözüm’ denilen sloganları ise asla fısıltı aşamasından öteye geçmez! Bu bir ikiyüzlülük değil aslında, kesinlikle bu bir performans sanatı… O yüzden de Davos, küresel bir çözüm arayışı değil, ama oyunu her şartta hileyle kazananların, birbirlerini şefkatlerinden dolayı tebrik edenlerin ve geldiklerinden daha zengin ve daha güvenli bir şekilde evlerine uçanların yıllık zafer turudur.
Diyen, haksız mı?
Kesinlikle haklı!
Hatta ben de, Davos’un bir ‘ekonomik zirve’ konferansı değil, ‘hileli bir kumarhanenin kazananları’ için bir günah çıkarma ritüeli olduğunu düşünüyorum…
Peki, küresel gerçek bu da, bizim yoksulluğumuz bu gerçeğin ne kadar uzağında?
Hadi biraz yakından bakalım!
Ne demişti, emeklinin ’emekli maaşının’ tartışmasına katılan MHP lideri Devlet Bahçeli:
“Emeklilerin derdi derdimiz, beklentisi beklentimizdir. En düşük maaşı alan emeklilerimiz için elimizi değil, gerekirse gövdemizi taşın altına koyarız. Emeklilerimizin sonuna kadar yanındayız.”
Bu açıklamanın gazetelere giriş tarihi, 13.01.2026! En düşük emekli aylığının 20 bin liraya çıkartılması önerisinin TBMM Genel Kurulu’nda AKP ve MHP oylarıyla kabul edildiği tarih ise 22.01.2026!
Bir yurttaş, bir gazeteci, bir emekli olarak sorayım mı? “Taşın altına konacağı söylenen o gövdeye ne oldu” diye!? “Emeklinin yanında olmak, açlık ve yoksulluk sınırı altındaki 20 bin TL’yi ‘yanındayız’ dedikleri emekliye layık görmek midir” diye!? “13 Ocak’taki o dayanışma açıklaması, 22 Ocak gününe kadar niye bu kadar yara bere içinde kaldı, fikir değiştirdi” diye!?
Ardından, AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin konuşmuş, o “taş” ve “gövde” hikayesi için…
Evet, yeterli değildir; bunu hepimiz görüyoruz! En kısa zamanda, bu rakamları daha da arttırarak bir düzenleme yapmayı hedefliyoruz! En kısa zamanda, Türkiye’nin şartları en müsait olduğunda, bu ücretler tekrar, bir kez daha zaten gözden geçirilecektir.
Bir şeye takıldım, Sayın Özlem Zengin.
Türkiye’nin şartları, emeklisine yeterli zammı yapamayacak kadar kötü bir durumda mı? Eğer ülke de ekonomisi de buna dayanabilecek durumda değilse, dediğiniz gibi, halkın vekilleri olarak TBMM’de olanlar, neden o ağır şartları emeklisi gibi omuzlamıyor? 2026’da, 229.676 TL olan milletvekili maaşları 273 bin 196 TL’ye yükselirken, emekli milletvekili maaşı 177 bin 658 TL olurken, niye o şartlar konuşulmuyor? Madem ‘aynı gemideyiz’, hani hiç kimse de kurtarma filikalarını indirip gemiden kaçma taraftarı değil, o zaman, “itibardan tasarruf yapılmaz” deneni bir kenara bırakma zamanı gelmedi mi, ama hepimiz için?
Soruyorum, çünkü; bugünün emeklisi, o yeni maaşıyla, iki çeyrek altın bile alamıyor… Bugünün emeklisi, emeklilik hayatını ikinci bir iş yapmadan idame ettiremiyor… Bugünün emeklisi, alışveriş sepetini, ne mahallesinin pazarında ne de süpermarket alışverişinde dolduramıyor… Bugünün emeklisi, iki yakasını, çay-simit ikilisinin o çok bildik Ankara paylaşımlarında bile bir araya getiremiyor…
Bir düşünün…
Cevabınızı düşünün…
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.