“Eğer gökten elbise yağsa ve şimdi elbiseye harcanan para konut yapımına harcansa, marangoz ve duvar ustalarının işlerini makineler yapsa, işleri elinden alınan kaç terzi inşaat sektöründe iş bulabilirdi?”

Özellikle I. Enternasyonal seçmelerinde Kapital, Grundrisse, Artı Değer Teorileri, vb. gibi ciltler dolusu Marksist iktisat literatürünün işçi kitlelerine bizzat Marx tarafından kısa konuşmalarla yapılan özetlerini temel alıyoruz. 1 Ağustos 1868 tarihli Bee Hive gazetesinde, Enternasyonal toplantısının tutanaklarından haberleştirilen bir metin sunuyoruz. Yine sermaye makine ilişkisi, işçi sınıfının kentlere yığılması, işsizlik, yoksulluk ve bunlara eklenen Hindistan örneğinde sömürgeciliğin ekonomi politiği kısa bir konuşmada işlenmiş. Konuşmanın çarpıcı yanlarından biri, 8 saatlik işgünü mücadelesinin ipuçlarıyla ilgili. Hâlâ daha işgününün kısaltılıp uzatılması, fabrikalarda yoğun emek sömürüsü tartışılıyor. Hâlâ staj yapan çıraklar, küçük çocukların iş kazalarında ölümü tartışma konusu. Güvencesiz işçi çalıştırma, mülteci işçilerin ucuz işgücü olarak kullanılması, bir ülke içinde köylerden büyük kentlere, kıtalar ve dünya ölçeğinde güneyden kuzeye, doğudan batıya, savaş bölgelerinden savaştan bir parça uzak yerlere göç günümüzün dünyasının da gerçekliği. Makineli üretime otomasyon, bilgisayar, şimdi Yapay Zekâ eklendi. Bu tür her buluşla emeğin üretkenliğinde artışa rağmen kapitalist sömürüde hâlâ aşırı yoğun çalışmadan kurtuluş yok.
Bu çok kısa girişten sonra arşiv belgemize dönelim: Konuşmalarda “Yurttaş Marx” olarak hitap edilmesi, Fransız Devrimi ve kıta Avrupa’sındaki 1848 devrimlerinin etkisinden kaynaklanıyor. “Yurttaş” hitabı, Enternasyonal’de görev bölüşümünün eşitlik temelinde kullanıldığını gösteriyor. Yaklaşık 3 yıl sonra, 1871’de Prusya-Fransa Savaşı ve Paris Komünü günleri yaşanacak. Tarihin ilk “proletarya diktatörlüğü” kavramının kullanıldığı Komün ile ilgili Enternasyonal belgelerine Paris Komünü yıldönümünde yer vereceğiz. 1848’de Manifesto’da ve daha sonra Enternasyonal toplantıları tutanaklarında karşımıza çıkan “teorik belirlemeler” Paris Komünü’nde artık yeni bir devlet biçiminin karar ve kararnamelerine dönüşecek. Sosyalizmin Manifesto’daki “hayaleti” maddi gerçekliğe dönüşecek ve 20. Yüzyılın başlarında üç büyük Rus devrimiyle (1905, 1917 Şubat ve 1917 Ekim) dünyayı dönüştürecek.

ENTERNASYONAL İŞÇİLER DERNEĞİ
1 Ağustos 1868, Cumartesi ————–
Geçen Salı Yurttaş Jung başkanlığında bir konsey toplantısı gerçekleştirildi.
Almanya Güney Eyaletleri İşçi Sendikası’nın başkanından gelen mektup okundu. Mektupta konseyden bir heyetin 5 Eylül’de Nuremberg’de konferansa katılarak, yaklaşık 50.000 üyeye sahip yüzden fazla işçi derneğinin Enternasyonal İşçiler Derneği’ne katılması amacıyla alınacak karara destek vermesi isteniyordu. Bu amaçla bir heyet görevlendirilmesi ertelendi.
Viyana’dan gelen ve Eylül’ün ilk haftasında Avrupalı işçilerin kardeşliğini kutlamak için yapılacak büyük festivalde derneği temsil edecek bir heyet davet eden mektup okundu. Davet kabul edildi ve temsil heyeti atandı.
Marseilles’dan üzücü bir mektup aldık. Marseilles şubemizin kurucusu, Fuveau Madenciler Sendikası örgütçüsü ve son kongrenin sekreterlerinden biri olan faal genç üyemiz Yurttaş Vasseur’ü kaybettik. Vasseur daha otuz yaşına gelmeden birkaç gün önce hayatını kaybetti.
Sosyal Demokratlar Birliği’nin Cenevre işçilerine bir çağrısı iletildi. Çağrıdan bir pasaj şöyle: “Sözde uygar toplum genelde yaklaşık olarak ezilen ve ezen, işçiler ve asalaklar, zengin ve yoksul olmak üzere iki karşıt kampa bölünmüştür. Bu iki taraf arasındaki mücadele kaçınılmazdır. Toplumsal sorun artık coğrafi sınırları, ulusal ayrılıkları aşmıştır. Her yerde aynıdır; bu nedenle biz Enternasyonal İşçiler Derneği’nin kuruluşu ve gelişmesini alkışlarken, eylemlerini de destekliyoruz.”
Yurttaş Marx, “Kapitalistlerin elinde makinelerin etkisi” konusunu tartışmaya açtı. Bize en çok darbe vuran şeyin makinelerin kullanılmasının kaçınılmaz sonucu olarak beklenen tüm etkilerin tersine döndüğünü söyledi. İş saatlerini azaltmak yerine, işgünü on altı, hatta on sekiz saate çıktı. Eskiden normal işgünü on saatken, geçen yüzyılda* (*18. Yüzyıl) burada olduğu gibi Kıta’da da yasayla arttırıldı. Geçen yüzyılın çalışma yasalarının tamamı, daha uzun saatler çalışmaya zorlamak için çıkarıldı. Ancak 1833’te, çocuklar için iş saatleri on iki saatle sınırlandırıldı. Aşırı çalışma sonucu zihinsel kültür için geriye hiç zaman kalmıyordu. Çalışanlar fiziksel olarak da tükeniyor; bulaşıcı hastalıklar yayılıyordu. Üst sınıfın bir kısmını meseleyi ele almaya iten de bu olmuştu. Bu korkunç kötülüğe ilk dikkati çeken Sir Robet Peel olmuştu. Kendi fabrikasında iş saatlerini sınırlayan ilk fabrika sahibi ise Robert Owen’dı. On saatlik işgünü yasası, kadınlar ve çocuklar için iş saatini on buçuk ile sınırlayan ilk yasa olmakla birlikte, sadece bazı fabrikalarda geçerliydi. Çalışanlara daha fazla boş zaman bıraktığı için bu ileri atılmış bir adımdı. Üretime gelince, o zamandan beri işgünü sınırlamaları uzun süredir aşılmaktadır. Gelişmiş makineler ve bireysel emeğin artan yoğunluğu yüzünden eski uzun işgünlerine kıyasla şimdi daha kısa işgününde daha fazla iş yapılıyor. İnsanlar tekrar aşırı çalıştırıldığından, çok geçmeden işgününü sekiz saatle sınırlandırmak gerekecektir. Makinelerin kullanılmasının bir başka etkisi de kadın ve çocukları fabrikalarda çalışmaya zorlamaktı. Kadınlar böylece toplumsal üretimde faal bir etken haline geldiler. Eskiden kadın ve çocuklar aile ortamında emek harcarlardı. Ben kadın ve çocukların toplumsal üretimimize katılmasının yanlış olduğunu söylemiyorum. Dokuz yaşını geçen her çocuğun kısıtlı bir süre üretken emek harcayabileceğini düşünüyorum. Fakat mevcut koşullarda çalıştırılma tarzı iğrençtir. Makinelerin kullanılmasının bir başka etkisi, ülkede sermaye ilişkilerini tamamen değiştirmesidir. Eskiden emekçilerin zengin işverenleri ile kendi iş aletleriyle çalışan yoksul emekçiler vardı. Bu emekçiler işverenlerine etkili bir biçimde direnebilecek güçleri olan belli ölçülerde özgür kişilerdi. Modern fabrikada çalışanların, kadın ve çocukların böyle bir özgürlüğü yoktur. Onlar sermayenin köleleridir. Kapitalistler, sürekli kendilerini işçilerden bağımsız kılabilecek bir icat arayışı içindeydiler. İplik eğirme makinesi ve otomatik dokuma tezgâhı kapitalisti bağımsız kılarak, üretimin itici gücünü onun eline bırakmıştır. Böylece kapitalistin gücü muazzam artmıştır. Fabrika sahibi kendi kurumunda sık sık kendi gücünü artırmak için keyfince ceza verebilen bir yasa koyucuya dönüşmüştür. Feodal baron serfleriyle ilişkilerinde geleneklerle sınırlı kalıp bazı kesin kurallara bağlıydı. Fabrika sahibi hiçbir tür denetim mekanizmasıyla sınırlanmamıştır. Makinelerin en büyük sonuçlarından biri de er ya da geç sonuç verecek olan örgütlü emektir. Makinelerin rekabete girdiği emek üzerindeki etkisi doğrudan doğruya yıkıcıdır. Pek çok el dokuma ustası hem burada, hem de Hindistan’da otomatik dokuma tezgâhının kullanılmasıyla kesinlikle öldürülmüştür. Bize sık sık makinelerden kaynaklanan zorlukların sadece geçici olduğu söyleniyor. Oysa makinelerin gelişimi süreklidir ve bir süreliğine büyük kalabalıklara istihdam açarken, sürekli olarak başka büyük kalabalıkları işsiz bırakır. Sürekli yerinden edilen bir artı nüfus, Malthusçuların ülkedeki üretimle ilişkili olarak öne sürdükleri anlamda bir artı nüfus değil, ama daha üretken araçların emeğin yerini aldığı bir artı nüfus vardır. Tarım makinelerinin kullanılması, artık çalışma dışına itilen ve sayıları sürekli artan bir artı nüfus yaratır. Şehirlere hücum eden bu artı nüfus emek piyasası üzerinde sürekli biçimde ücretleri aşağıya çeken bir baskı oluşturur. Londra’nın Doğu’su bu durumun görüldüğü yerlerden birdir. Bunun gerçek etkilerini ise makinelerin kullanılmadığı iş dallarında görüyoruz. Şu an için makinelerin bir yandan birleşik örgütlü emeğe, öte yandan eskiden mevcut olan tüm toplumsal ve ailevi ilişkilerin dağılımına yol açtığı sonucuna ulaşıyoruz.
Yurttaş Wetson, önceki konuşmacının sadece fabrika bölgelerinde makinelerden söz ettiğini söyledi. Marangozlukta makinelerin iş saatlerini artırma eğilimi yoktur. Makineler doğrusu işin en zahmetli kısmını yaptığından, makine yıpratıcı bir uğraş değildi. O da elbette on günde ek bir çabayla yapılabilecek işten daha çoğunun makineyle on iki saatte yapılabileceğini düşünmüştü. Eğer bir insan on günlük el emeği gerektiren bir işi makineyle on saatte yapabiliyorsa, bu emeğe toplam talebi azaltmazdı. Gökten bedava şapka yağması bile emeğe duyulan toplam talebi azaltmazdı. Artı nüfus mevcut ücretli emek sisteminden doğmuştur.
Bir Terzi şu soruyu sordu: Eğer gökten elbise yağsa ve şimdi elbiseye harcanan para konut yapımına harcansa, marangoz ve duvar ustalarının işlerini makineler yapsa, işleri elinden alınan kaç terzi inşaat sektöründe iş bulabilirdi?
Bir başka üye Mr. Wetson’a şapka sorusunun cevaplanmasında kapitalistin mülkiyeti olarak tekelleştirmenin düşünülmesi gerektiğini söyledi.
Tartışma gelecek Salı’ya ertelendi.

Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.