Venezüella, Latin Amerika solunu ezmeyi amaçlayan açıkça emperyalist bir projenin sadece başlangıcı

Ocak 2023, J. D. Vance daha senato’da yeni. Yaptığı ilk işlerden biri, Wall Street Journal’a Donald Trump’ın 2024 başkanlık adaylığını desteklediğini açıklayan bir makale yazmak. Ana argümanı, Trump’ın “kendi partisinden ve hatta kendi yönetiminin üyelerinden gelen muazzam baskıya rağmen hiçbir savaş başlatmamış olması”. Bunun “düşük bir çıta” olduğunu o da kabul ediyor ancak “bu, Trump’tan öncekilerin agresif politikaları destekleme ve kölece takip ettikleri dış politika kurumsal yapısının bir yansımasıdır” diyor.
Ocak 2026’da Vance, Amerika Birleşik Devletleri başkan yardımcısı ve Trump, Venezülla’da rejim değişikliği gerçekleştiriyor. 3 Ocak’ta yaptığı basın toplantısında Trump, “bizim daha çok hoşumuza giden bir rejim kurulana kadar” Amerika Birleşik Devletleri’nin “Venezüella’yı yönetme” konusunda açık uçlu bir taahhütte bulunduğunu duyuruyor. Başkan Yardımcısı Vance ise, sosyal medyada Trump’ın dürüst ve sert politikasını öven bir paylaşım yapıyor.
Bir sonraki gönderisinde, Trump/Vance yönetiminin geçen yılın büyük bir bölümünü (ancak kamuoyunun desteğini pek alamadan) zorlamaya çalıştığı “narko-terörizm” suçlamasını yineledi. Ancak asıl dikkat çekici olan, başkan yardımcısının rejim değişikliği için savaş sebebi olarak, 1976’da Venezüella devletinin ülkenin petrol endüstrisini kamulaştırması olduğunu açıkça söylemesi oluyor çünkü bu karar Nicolás Maduro’nun selefi Hugo Chávez’in ilk kez seçilmesinden on yıllar önce veriliyor.
George W. Bush 2003’te Irak’ı işgal ettiğinde, birçok şey şu anki durumla aynıydı. O zaman da devrilen rejim, son derece şüpheli kanıtlara dayanılarak “terörizm” ile bağlantılı olmakla suçlanmıştı. O zaman da solcu savaş karşıtı protestocular, Cumhuriyetçi bir başkanın “petrol için savaş” başlattığını söylemişti.
Ancak farklılıklar da benzerlikler kadar çarpıcıdır. 2003 yılında, bu protestocular Bush’un Irak’ın petrol rezervleriyle ilgili niyetlerini sorguladıkları için ciddiye alınmadıkları söyleniyordu. Başkan Yardımcısı Dick Cheney, kamuoyu önünde onları onaylamıyordu ve 2003 yılında, Saddam Hüseyin’in bağlantıları olduğu iddia edilen “teröristler” El Kaide’ydi. 2026 yılında ise uyuşturucu kartelleri kastediliyor. Şu anki tartışma konusu, “Amerikanlar uyuşturucu aşırı dozundan ölüyorsa, uyuşturucu kaçakçılığı yapmak da Amerikan öldürmek değil midir?” gibi ilerliyor. Bu, herhangi bir sokak köşesindeki bir uyuşturucu satıcısının “Terörle savaş” noktasında düşman olarak değerlendirilebileceği anlamına gelir. Ancak, Trump ve Vance, kimin bu suçlamayı ciddiye alıp almadığını umursamıyor gibi görünüyor. Bu, aslında paravanları. Bir bahane sunmak zorunda oldukları için söyledikleri şey.
Maduro’nun liderliğini yaptığı iddia edilen “kartel”, Cartel de los Soles (“Güneşlerin Karteli”) adını taşıyor. Sorun şu ki, bu aslında bir uyuşturucu kartelinin adı değil. Bu, gazeteciler ve düşünce kuruluşları tarafından 1990’larda, Chávez henüz göreve gelmeden önce, Venezüella ordusunda uyuşturucu kaçakçılığının yaygın olduğu iddialarını tanımlamak için kullanılmaya başlanan bir deyim, Venezüella askeri subaylarının üniformalarındaki güneş amblemlerine bir göndermedir. Bu ifadeyi icat edenler bile, tek bir lideri olan, hiyerarşik olarak organize edilmiş gerçek bir kartelin varlığını iddia etmiyorlardı. Aşırı dozda uyuşturucu kullanımından kaynaklanan ölümlerle olan bağlantısı ise daha da garip. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki kokainin çok küçük bir kısmı Venezüella’dan geliyor gibi görünüyor ve aşırı dozda uyuşturucu kullanımından kaynaklanan ölümlerin nedeni olan fentanilin hiçbiri buradan gelmiyor.
Durum böyle olmasaydı da, bu çok zayıf bir gerekçe olurdu. Uyuşturucu ticareti ve kartel iddiaları, Amerika’nın her zaman kendilerini haklı ve uygun gördüğü bir bölgede politik ve askeri gücünü kullandığının üzerini kapatmanın bir yolu.
Dışişleri Bakanı Marco Rubio gibi Trump yönetiminin güçlü şahinlerinin[1] hedefi, tek bir ülkede rejim değişikliği yapmakla kalmıyor. Daha ziyade, 1954’te Guatemala’da rejim değişikliğini gerçekleştiren Dulles kardeşler veya 1973’te Şili’de Salvador Allende’yi devirmeye yardım etmesi ile övünen Dışişleri Bakanı Henry Kissinger gibi öncülerin izinden, Brezilya’daki sosyal demokratlardan Küba’daki komünistlere kadar tüm Latin Amerika solunu ortadan kaldırmaktır.
2003 yılında, Saddam Hüseyin’in El Kaide ile paylaşmaya karar verebileceği kitle imha silahlarını sakladığı konusunda Amerikan halkını ikna etmek için sürekli ve ciddi bir çaba gösterildi. 2025 yılında ise, aşırı dozda uyuşturucu kullanımından kaynaklanan ölümleri durdurmak için Venezüella’nın fethedilmesi gerektiğine ikna etme çabası o kadar da yoğun değildi. Bu çaba pek çok Amerikalıyı ikna etmiş de görünmüyor. Geçen ayın sonunda, Economist/YouGov tarafından yapılan bir ankette, yanıt verenlerin sadece yüzde 22’sinin “Maduro’yu devirmek için ABD’nin askeri güç kullanmasını desteklediğini” ortaya koydu. Trump yönetimi, operasyona destek sağlamak için altı ay daha harcamak yerine, harekete geçmeye karar verdi. Trump, Vance ve Rubio’nun açıklamalarının verdiği ezici izlenim daha çok “Bunu yapıyoruz çünkü yapabiliriz. Bizi kim durduracak?” yönünde.
Amerikan askerleri Caracas’tan bayraklı tabutlarla eve dönmeye başlarsa bunu unutmayın. Trump ve Vance askerleri zorunlu bir savaş için ölmeye göndermedi. Sadece yapabildikleri için yaptılar.
[Jacobin’de yer alan İngilizce orijinalinden Betül Kaplan tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir.]
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.