Özgür sinema ve sanat için hayatı boyunca mücadele veren usta yönetmen Béla Tarr, uzun süredir mücadele ettiği hastalığı sebebiyle 6 Ocak 2026’da hayatını kaybetti

Béla Tarr, 21 Temmuz 1955’de Macaristan’ın Pecs şehrinde sinema ve tiyatroyla yakından ilgili bir ailenin oğlu olarak doğdu. Çok erken yaşta sinemaya olan ilgisini fark eden Tarr, ilk amatör filmini henüz on altı yaşındayken çekti. Anarşist fikirleri sebebiyle hiyerarşik siyasi yapıların hepsine mesafeli ve eleştirel olan Tarr, bu eleştirileri de Macaristan’daki siyasi rejimler tarafından her seferinde yasaklar ve sansürler ile karşılandı. Gençlik yıllarında çektiği filmler sebebiyle ülkesinde almaya başladığı felsefe eğitimine devam etmesine izin verilmezken ve hiçbir yükseköğretim kurumu kendisini kabul etmedi.
Béla Tarr, ilk üç uzun metraj filmi olan Családi Tüzfészek/Aile Yuvası’nı 1979’da tamamlar, bir yıl sonra Szabadgyalog/Yabancı filmini çekti. Ardından da Panelkapcsolat/Prefabrike İnsanlar (1982) gelir. Tarr; sonraki filmlerinde ülkesinde yaşanan korkunç yoksulluğun altında ezilen insanlara yer verirken bir yandan da toplumun yozlaşması ve ahlaki çöküş üzerinde durdu.
Yönetmenin en ünlü eseri, “yavaş sinema”nın en başarılı temsillerinden biri olarak görülen ve aynı isimle yayınlanan romandan uyarlanmış Satantango (Şeytanın Tangosu)’nda komünizm sonrası yozlaşmış ve tahrip olmuş bir Macar köyünde, köylülerin büyük bir ödemeyi beklemesi ile başlar. Köyde hayat fiili olarak durmuştur, köylülerin bazıları hak ettiklerinden fazlasını alıp ortadan kaybolma planları yaparlar. Film, 450 dakika olmasıyla da tarihe adını kazımıştır. Tarr’ın filmi çekme fikri 1985’e dayansa da o dönem kurduğu Társulás Filmstúdió da siyasi fikirleri sebebiyle kapatılır. Şeytanın Tangosu,o dönemki sansür mekanizmaları ve fon yetersizliği nedeniyle yaklaşık on yıl bekletilmiştir.
Sağcı yönetim ile gerginlikleri
Béla Tarr, Son filmi Torino Atı’nı 2011’de yayınlayıp Berlin Uluslararası Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü de dahil olmak üzere birçok ödül aldı. Torino Atı filmini çektiği dönem, Macaristan’da sağcı bir yönetim vardı ve Viktor Orbán yeniden başbakan olarak görev yapıyordu.
Tarr; Berlin Uluslararası Film Festivali’nde verdiği röportajda, sağcı hükümetin ülkede entelektüellere karşı bir “kültür savaşı” açtığını ve kendisi gibi insanları “vatan hain”liği ile suçladığını söylemiştir. Bu röportaj üzerine, Macaristan hükümeti Torino Atı’nn -festivallerdeki bütün başarısına rağmen- galasını ve dağıtımını süresiz olarak erteler.
Bu olay üzerine Torino Atı’nın çektiği son film olduğunu söylen Tarr, Saraybosna’ya taşınıp uluslararası bir sinema okulu olan film.factory’i kurdu. Tarr, burayı kurarken kendisi gibi sanatını üretirken özgürlüğe ihtiyaç duyacak insanlarla çalışmak istediğini söyledi.
2011 yılında 30. İstanbul Film Festivali’ne katıldığı sırada Altyazı Dergisi’ne verdiği röportajda sinemaya devam edip etmeyeceği sorulduğunda “Yapımcılık yapacağım. Çok önemli bulduğum bazı yetenekleri koruma altına almak istiyorum. Film endüstrisinin dışında kalmış, şans verilmemiş yönetmenler var. Film endüstrisindeki insanlardan farklı bakıyorlar dünyaya. Onları koruyabilmek için bir şemsiye olmak istiyorum. Yapmak istedikleri şeyleri yapabilsinler diye. Ben de bir yönetmendim. Ve bir yönetmenin ne istediğini, neye ihtiyaç duyduğunu biliyorum: Sadece özgürlük. Özgürlük” demişti.
Hayatının son yıllarında da siyasi tutumundan geri adım atmayan Tarr, Macaristan hükümetini mülteci krizine karşı olan tutumu konusunda eleştirir ve 2025’de hükümetin yasakladığı Onur Ayı etkinliklerinin açılış konuşmasını yapar.
Béla Tarr, cesur politik duruşu ve usta sinemacılığının yanında Werner Herzog ekolündendi. Yani, sanatın dev sermayenin bir metasına dönüştürülüğü halktan ve kitlelerden koparılmasına karşıydı. Filmlerinin, korsan yollarla dağıtılması ve izlenmesine karşı çıkmıyordu. Hatta “İnsanlar izledikten sonra nasıl izledikleri önemli değil” demiş, Perulu bir korsan CD satıcısı ile kendi eserlerini de masaya dizerek poz vermişti.
Béla Tarr’ın sinemasını anlamak için, onun da tavsiyesi üzerine molasız bir biçimde Şeytan’ın Tangosu’nu, Prefabrike İnsanlar’ı ve Torino Atı’nı izlemeniz önerilir.
Sendika.Org