Bu kalabalıkta yazanların biraz uzağında, gerçekleri yazmaya devam edenler de yok mu? Var… Ama, bu “yandaş” kalabalığa hak ettiği cevabı her iki noktada da veremediğimiz ölçüde, o gerçekler, bu “yandaş” kalabalığın ortasında yaşam savaşı vermeye devam edecek…

Türkiye’de “yandaş gazeteci” denen hayat formu, biliyorsunuz, tarafı olduğu siyasetin/ideolojinin hiçbir yalanını görmez, duymaz, bilmez, görse de görmemezlikten gelir, duysa da kulaklarını tıkar, bilse de sırtını döner gider…
Mesela;
…ben, bir iktidar yanlısı gazetecisi olarak, bir köşe yazısı yazsam, nasıl başlarım sahi?
Bir deneyelim!
“Sevgili okurlar! Bugün, bir kez daha şükranla doluyorum… Çünkü ülkemiz, AKP ve MHP’nin vizyoner liderliğinde, tarihinin en parlak dönemlerinden birini yaşıyor… Düşünün bir kere! Dünya’nın dört bir yanında krizler patır kütür patlarken, savaşlar, ekonomik çalkantılar, enerji dar boğazları birbirini kovalarken, Türkiye dimdik ayakta! Bu başarı bir tesadüf mü? Elbette hayır… Bu, akılcı politikaların, kararlı duruşun ve milletle bütünleşmiş bir iktidarın eseridir…”
Ne dersiniz, iyi yerden yakaladım mı?
Benden beklenen sahne performansı tam olarak bu mu?
Haklısınız, biraz daha gayret edelim…
“Ekonomide de aynı kararlılık var! Enflasyon mu? Evet, küresel bir sorun, ama hükümetimiz, faiz lobilerine boyun eğmedi ve üretim odaklı politikalarla da büyümeyi sürdürdü… İstihdam, rekor seviyede! Dolar kuru mu dalgalanıyor? O da dış mihrakların oyunu, ama biz, Merkez Bankası rezervlerimizi 150 milyar doların üzerine çıkartarak cevabımızı verdik, veriyoruz… Her zorluğun üstesinden geliyoruz! Çünkü hükümetimizin arkasında milletin duası var, elhamdülillah…”
Bence, topu kaleye kadar getirdim, en azından, ama hala bir gol lazım bize :)
O zaman, toparlayalım final kelimelerimizi…
“Muhalefetin dedikoduları, karalamaları boş! Onlar konuşur, AK Parti yapar! Onlar engel olmaya çalışır, Reis ise milletin gönlünde taht kurar! Millet, 2023’te, bir kez daha iradesini sandığa yansıttı ve doğru olanı seçti… Şimdi, önümüzde Türkiye Yüzyılı var… Durmak yok, yola devam…”
Dürüstçe, “yandaş” olmak çok zor, ki birilerini sürekli övmek ve övgü dolu kelimeler bulmak hele ki…
Peki, muhalefete yakın bir “yandaş” olsaydım, ne yazardım?
Deneyelim mi?
“Sevgili okurlar… Her sabah uyanıyorum ve bir kez daha aynı soruyu soruyorum kendime… Bu ülke, nasıl bu hale geldi? 20 yılı aşkın süredir tek bir parti, tek bir lider eliyle yönetilen Türkiye, bugün; ekonomik uçurumun, adaletsizliğin ve kurumların çöküşünün pençesinde kıvranıyor… Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi dedikleri yapı, denge ve denetimi tamamen ortadan kaldırdı! Artık ne Meclis’in anlamı kaldı ne yargının bağımsızlığı ne de basının özgürlüğü…”
Tamam, iktidarı biraz daha top ateşine tutalım!
“Ülke, yap-işlet-devret modelinin tutsaklığında… Osmangazi Köprüsü’nden Çanakkale Köprüsü’ne kadar hepsi, yap-işlet-devret modeli ile yabancı şirketlere adeta teslim edildi… Geçiş garantileri dolarla, euroyla veriliyor ama, köprülerden geçmeyen araçların parasını millet olarak biz ödüyoruz… Hastaneler ve otoyollar da aynı şekilde… Kamu zararı trilyonlarca lira…”
Haklısınız, ekonomi her zaman en iyi vurulacak noktalardan biri…
Ama henüz gol atmadık!
O halde devam…
“En acısı ise demokrasi ve hukuk alanında yaşanıyor… Yargı, tamamen ele geçirildi! Gazeteciler, siyasetçiler, akademisyenler, gençler tweet attı diye hapisteler… Osman Kavala, yıllardır içeride! Selahattin Demirtaş, keza aynı kaderi paylaşıyor… Anayasa Mahkemesi kararları tanınmıyor… Yerel mahkemeler, Anayasa Mahkemesi kararları karşısında ‘ben bilirim’ diyecek kadar yükseliyor… Gazetelerin çoğu yandaş, kalanlarsa baskı altında…”
Ve şu an kale önündeyiz, pozisyon aldık ve en “yandaş” köşeden, kelimeler 90’a gitsin!
“Bu karanlık tabloyu değiştirmek tabi ki mümkün… Yeter ki millet uyansın, örgütlensin, sandığa sahip çıksın… Adalet, demokrasi, hukuk, refah hepimizin hakkı… CHP, bu mücadelede en ön safta ve Genel Başkan Özgür Özel’in enerjisi, vizyonu o adalet, demokrasi, hukuk ve refah beklentisi adına umut veriyor… Daha aydınlık günler için yılmayalım, pes etmeyelim…”
Evet, iki yazıyı da okudunuz ve ben, ilk yazıyı bir “iktidar yanlısı” gazetede, ikinci yazıyı da bir “muhalet yanlısı” gazetede yazdım! Bir şeye inanmam gerekmiyor, “yandaş” olmam için, ama bulunduğum yerin pusulasına göre yön alıyorum! Maaşımı düzenli olarak aldığım ve ara ara da ödüllendirildiğim sürece, bu yazılarım en “yandaş” haliyle devam edecek!
Peki, bu kalabalıkta yazanların biraz uzağında, gerçekleri yazmaya devam edenler de yok mu?
Var…
Ama, bu “yandaş” kalabalığa hak ettiği cevabı her iki noktada da veremediğimiz ölçüde, o gerçekler, bu “yandaş” kalabalığın ortasında yaşam savaşı vermeye devam edecek…
Yapmanız gereken şey çok basit…
Onları okumayın…
Onları takip etmeyin…
Onları paylaşmayın…
Nokta!
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.