Migros depo direnişi, egemen ideolojilerce üstü örtülmeye ya da çarpıtılmaya çalışılan mücadelenin kadim boyutunun, yani sömürü rejiminin -ve tabii ki onun güncel stratejilerinden biri olan taşeron rejiminin- ve tarihe yön verenin sınıf mücadelesi olduğu gerçeğinin tartışmaya açık olmadığını fiilen gösterdi. Düşmanı günyüzüne çıkarmanın, onun perdelenmiş tüm bağlantılarının örtüsünü açmanın, korkak, aciz, endişeli hallerini herkesin gözü önüne sermenin ve bu yolla toplumsal etki yaratmanın, zaferin direnişle ve dayanışmayla mümkün olduğunu deneyimle bir kez daha kanıtladı. Var olsun direniş, kutlu olsun zafer

Migros depo direnişi daha en başından kazanılmış bir direniştir. Bir hayalet, yakın tarihte örneğine nadir rastlanan biçimde ve eşzamanlı olarak bir işçi seferberliğini hayata geçirdi. Bu seferberlik zannedilenin aksine ne sosyal medyada örgütlendi ne de kendiliğinden ortaya çıktı. Stratejik konum alışların, tarihi ve güncel durumun somut analizlerinin ve yoğun bir odaklanmanın neticesinde iradi olarak şekillendi. Binlerce depo işçisinin güvenebileceği bir güç ya da özörgütlenme olmadan kazanımdan söz etmek şöyle dursun, böyle yaygın ve kitlesel iş bırakma eylemine kalkışılması bile mümkün olmazdı.
Bu güven ve güç, göbeği Migros depolarında kesilmiş olan DGD-SEN’in yıllar boyunca yüzlerce komiteyle, resmi üyesi olsun olmasın tüm işçilerle yürüttüğü sendikal faaliyetin ve proleter devrimcilik çizgisinin bir ürünü olarak inşa edildi. Bugünkü direnişe ilham kaynağı olan 2022 Esenyurt Migros direnişinin yıldan yıla, bölgeden bölgeye, işçiden işçiye aktarılan hafızası ve yaşayan ruhu ilk büyük kazanımdır.
Direniş sadece Migros depolarında kazanılmadı, aynı zamanda yarattığı domino etkisiyle BİM, ŞOK, A101 ve Tarım Kredi Kooperatifi gibi depolarda da işçilerin benzer taleplerle iş yavaşlatma, iş bırakma eylemleri yapması ve örgütlenme arayışına girmesiyle de kazanıldı. Trabzon’da Şok depo işçileri, Migros depo işçilerinin izinden giderek iş bırakma eylemi yaptıkları için işten çıkarıldı ve depo önünde kurdukları çadırlarda direnişlerini sürdürüyor. Önümüzdeki günlerde kamuoyunun başka depolarda iş bırakma eylemleriyle taleplerini dile getiren işçilerin mücadelelerine tanık olma ihtimali oldukça yüksek.
Dahası, Migros depo direnişi gıda sektöründe tedarik zincirlerindeki sömürü aşamalarında, depolardan market ve mağazalara dek uzanan ortak bir mücadele hattı kurmanın gereksinimini bir kez daha ortaya koydu. Özellikle Migros mağaza ve market işçileri yıldan yıla geriletilen hakları ve ayaklarına bağlanan sarı sendika Tezkoop-İş prangasından kurtulma çabaları için imdat çağrılarında bulunuyorlar. Elbette bu çağrıları yanıtsız kalmayacak.
Migros depo direnişinin depo ve market işçilerinin yanı sıra özel sektördeki tüm işçileri ilgilendiren kazanımı, 2026 yılı için belirlenen asgari ücret ve metal işkolunda bağıtlanan sözleşmeyi ve ücret artışlarında zımnen üst sınır kabul edilen yüzde 27’lik sefalet zammı yırtıp çöpe atmasıdır. Gerçek enflasyonun değil, resmi enflasyonun bile altında belirlenen bu tutar, bir yandan milyonlarca insanı daha fazla yoksullaştırmanın diğer yandan sermayeye servet transferini artırmanın aracı olarak kullanılıyor. Bu sayede kârlarını yüze, beş yüze katlayan şirketler, holdingler büyürken, işçi ve emekçiler aileleriyle beraber içinden çıkılması imkânsız bir borç girdabına sokuluyor. Bu nedenle de içinden geçtiğimiz dönem açısından, işçi direnişlerine bakarak “ücret mücadelesi bunlar” diyerek burun kıvıranlar mücadelenin siyasi muhtevasını anlamıyor.
Erdoğan hükümetinin ekonomide uygulamaya koyduğu orta vadeli program, emekçi halkı soymanın, kamu mal ve hizmetlerini tümüyle yok etmenin başka bir ifadesi. Migros depo işçilerinin kazandığı yüzde 50 zam talebi, onların kendi ifadeleriyle çalmadan, çırpmadan, muhtaç olmadan insanca yaşama isteklerinin asli bir parçası. Bu nedenle haysiyet mücadelesi anlamına gelen bu mücadele kendilerine dayatılan sefalet zamlara karşı ayağa kalkmaya cesareti olmayan tüm işçilere cesaret ve umut olacaktır.
Ücret elbette bu mücadelenin önemli bir boyutu, ancak diğer önemli boyutu taşeron köleliğinin söküp atılmasıdır. Onyıllar boyunca Migros depolarında hukuksuz şekilde çalıştırılan ve işçilerin ucuz, güvencesiz, sağlıksız, kuralsız, örgütsüz çalışmasının bizzat uygulayıcısı olan taşeron şirketler Us-Grup ve MBM bu direniş sayesinde gönderildi, işçilerin büyük çoğunluğu Migros kadrosuna geçirildi. Bu şirketler, işçilerin hakları ve çalışma şartları konusunda Migros’un sorumluluklarını gizlemek, işçilerin sendikalaşmasını önlemek ve sömürünün sürekliliğini sağlamakla görevliydiler. Taşeronu göndererek Migros’un bulunduğu tedarik zincirinde halkalardan birini koparmak, aşağıdan yukarıya silsile halinde bir dizi gelişmeyi doğuracaktır, bunun işçiler lehine gelişmesini sağlamak ise daha fazla örgütlenmeyle mümkün olabilir.
Tam da bu nedenle Migros yönetimi, kadroya aldığı depo işçilerini 16 no’lu depo ve antrepoculuk işkolundan, 10 no’lu ticaret, büro işkoluna taşıdı. Hileli bir yolla yapılan bu işkolu değişikliğinde asıl amaç Migros depo işçilerinin sendika özgürlüğünü kısıtlamak, tercih ettikleri sendika DGD-SEN’e üye olmalarını engellemekti. Migros depo işçilerinin ayağına da sarı sendika Tez-Koop-İş prangasını takarak istediği şekilde işçileri ezmek, direniş potansiyellerini kırmaktı.
Adı sendika olan bu yapı öteden beri Migros’un insan kaynakları birimi gibi çalışarak hangi işçinin işe alınıp hangisinin işten atılacağına karar veren, işveren zor durumda kalmasın diye toplu sözleşmelerde sıfır zama imza atan, kendine muhalif işçi temsilcilerinin işine son verdiren, yönetim kademelerindeki kişilere şirket kurdurup Migros’a taşeronluk yapan, kurduğu aidat yağması düzeniyle işçilerin sırtına kene gibi yapışan, işçilerin sırtından kazandıkları paraları Kıbrıs kumarhanelerinde ezen ve tüm bunlar hiç yokmuş gibi DGD-SEN’in dövüşerek kazandığı Migros direnişinin kazanımlarına çökmeye çalışan bir çeteden başkası değil.
Migros yönetiminin depo işçilerini DGD-SEN’den kaçırmak için başvurduğu bu hileli işkolu hamlesi tutmayacak. Migros’un bunca yıldır kapısında onlarca kez direnmiş, defaatle kazanmış bir sendikayı halen tanımamış olması bu patron takımının zekasını gözümüzde fazla abarttığımız inancımı pekiştiriyor. Zira DGD-SEN’in işkolu sendikacılığı sınırlarına hapsolmadığını dünya âlem biliyor. DGD-SEN açısından işkolu barajını aşıp toplu sözleşme yapmak kendi başına bir amaç değildir, o sadece sınıfın özörgütlenmesine, siyasal bilincinin gelişmesine, kitlelerle devrim mücadelesine yürüyecek yolun ve devrimci siyasi gücün inşa edilmesine ufak bir katkı sunabilir.
DGD-SEN bir işyerinde yetkisini Çalışma Bakanlığı’ndan değil, bizzat o işyerinde çalışan işçilerden alır ve bu anlayışla hareket eder. Dolayısıyla patronların kurmak zorunda kaldıkları muhataplık yasalara göre değil, DGD-SEN’in işçiler nezdindeki meşruiyetine göre gelişir. Migros istediği kadar sarı sendika Tez-Koop-İş’i ya da başka bir sendikayı işçilerin yasal temsilcisi olarak atasın, işçilerin aklı ve kalbi DGD-SEN’in savunduğu ilke ve anlayışlar doğrultusunda hareket ettikçe DGD-SEN gerçek temsilcisi olmaya devam edecek.
DGD-SEN varoluş gerekçesini en başta sarı sendikalara karşı mücadeleye borçludur. 2013 yılında kurulduğu zaman “sendikal birlik” adı altında sendikaların tekelleşmesini açık ya da örtük biçimde savunanlar bu girişimi eleştirmişti. Oysa mevcut sendikal yapıları ele geçiren sararma, hantallaşma ve kastlaşmayı başka türlü bertaraf edemeyeceğini anlayıp bağımsız bir sendikal odak kurmanın zorunluluğu bugün daha iyi anlaşılıyor. Devrimci sıfatına sahip sendikalar bugün birer zombi sendikasına dönüştüklerinin farkında olmadan işgal ettikleri koltuklardan işçiler tarafından kovulmayı bekliyorlar.
DGD-SEN direniş boyunca meşruluğunu emekçi halkın desteğini arkasına alarak, halkı boykot çağrısı etrafında kenetleyerek ve kendi safında saflaştırarak daha fazla kazandı. Tuncay Özilhan’ın villasının önünde yapılan eylemlerde yüzlerce işçinin polis şiddetiyle gözaltına aldırılmasına halkın tepkisi büyük oldu. Mağaza içlerinde ve sosyal medyada yapılan boykot çağrıları büyük oranda karşılık buldu, siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin kent meydanlarında, mağaza önlerinde yaptıkları eylemler ve sanatçıların destek açıklamaları boykotun yaygınlaşmasına önemli katkı sundu. Direnişin haklı ve meşru taleplerinin böylesine toplumsallık kazanması direnişin kazanmasında kritik rol oynadı.
Migros depo işçileriyle DGD-SEN’in sergilediği direngen tavır ve tavizsiz mücadele, gelinen aşamada Migros’u dize getirerek talepleri kabul etmeye mecbur bıraktı. DGD-SEN, “geride tek bir işçi bırakmayacağız” diyerek masa dağıtan ve yeni masa kurduran bir güce sahiptir. Bu güç ne parayla ne mevkiyle satın alınabilir. Bu gücün kaynağı sarsılmaz bir kararlılık ve kazanacağına olan sonsuz inançtır. Migros patronları, mücadele tarzı nedeniyle agresif buldukları DGD-SEN’in gücünü bir kez daha gördüler. Bu güç, Tuncay Özilhan’ın Kaymakamlığa ısmarlama yasaklama kararı çıkarttıran gücünden de, hileyle üyelikleri şişirilen kumarbaz sendika Tez-Koop-İş’in yalanlarından da büyüktür.
Migros depo direnişi, egemen ideolojilerce üstü örtülmeye ya da çarpıtılmaya çalışılan mücadelenin kadim boyutunun, yani sömürü rejiminin -ve tabii ki onun güncel stratejilerinden biri olan taşeron rejiminin- ve tarihe yön verenin sınıf mücadelesi olduğu gerçeğinin tartışmaya açık olmadığını fiilen gösterdi. Düşmanı günyüzüne çıkarmanın, onun perdelenmiş tüm bağlantılarının örtüsünü açmanın, korkak, aciz, endişeli hallerini herkesin gözü önüne sermenin ve bu yolla toplumsal etki yaratmanın, zaferin direnişle ve dayanışmayla mümkün olduğunu deneyimle bir kez daha kanıtladı. Var olsun direniş, kutlu olsun zafer!
Kaynak: e-komite
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.