Ankara’da kadınlar 6 Şubat depremlerinin 3. yılında eylemdeydi. Ankara Kadın Platformu’nun çağrısıyla bir araya gelen kadınlar, “Deprem bölgesindeki kadınlar için ücretsiz, güvenli ve nitelikli barınma derhal sağlansın, şiddet önleme ve izleme birimleri güçlendirilsin; etkin, erişilebilir ve sürekli hale getirilsin!” dedi

Ankara’da kadınlar 6 Şubat depremlerinin 3. yılında eylemdeydi. Ankara Kadın Platformu’nun çağrısıyla Yüksel Caddesi’nde bir araya gelen kadınlar, insan zinciri oluşturarak Sakarya Caddesi’ne yürüdü. Acılarının ilk günkü kadar taze olduğunu söyleyen kadınlar, ihmallerin, eşitsizliklerin üç yılda daha da büyümüş olduğunu söyledi.
Üç yıl geçmesine rağmen binlerce insanın konteynerlerde çadırlarda güvencesiz ve sağlıksız bir biçimde yaşamaya mahkum edildiğini söyleyen kadınlar, bu koşulların kadınlar için daha da ağır olduğunu belirtti.
Bu koşullar kadınlar için çok daha ağırdır. Konteyner kentler; mahremiyetin yok edildiği, hijyenin sağlanamadığı, şiddetin ve tacizin arttığı alanlara dönüşmüştür. Deprem bölgelerinde kadın sığınaklarının yetersizliği, kadınların maruz kaldıkları şiddet sarmalından çıkamamalarına neden olmakta; kadınlar ya şiddet gördükleri alanlara geri dönmeye ya da tamamen korumasız bırakılmaya zorlanmaktadır.
Açıklama, deprem bölgesine yönelik taleplerle son buldu:
• Deprem bölgesindeki kadınlar için ücretsiz, güvenli ve nitelikli barınma derhal sağlansın!
• Şiddet önleme ve izleme birimleri güçlendirilsin; etkin, erişilebilir ve sürekli hale getirilsin!
• Depremden etkilenen tüm illerde acil ve güvenli kadın sığınakları inşa edilsin!
• Konteyner kentlerde ve geçici barınma alanlarında kadınlar için güvenli alanlar oluşturulsun, başvuru ve destek mekanizmaları derhal işletilsin!
• Kadınların sağlık, cinsel sağlık, sosyal destek ve hukuki haklara erişimi derhal güvence altına alınsın!
Basın açıklamasının tamamı ise şu şekilde:
Bugün 6 Şubat depremlerinin üzerinden tam 3 yıl geçti.
Bizler Ankara’dan, kalbi hâlâ depremden etkilenen illerle atan kadınlar olarak buradayız. Acımız ilk günkü kadar taze; öfkemiz ise bu üç yılda süren ihmaller, cezasızlık politikaları, eşitsizlikler ve bilinçli tercihlerle daha da büyümüş durumda.
Depremin ilk günlerinde halkı enkaz altında yalnız bırakanlar; arama kurtarma yerine baskıyı, dayanışma yerine rantı tercih edenler bugün de aynı politikaları sürdürmektedir. Üç yıl geçmesine rağmen yüz binlerce insan hâlâ konteynerlerde, çadırlarda güvencesiz, sağlıksız ve yoksulluk içinde yaşamaya mahkûm ediliyor.
Bu koşullar kadınlar için çok daha ağırdır. Konteyner kentler; mahremiyetin yok edildiği, hijyenin sağlanamadığı, şiddetin ve tacizin arttığı alanlara dönüşmüştür. Deprem bölgelerinde kadın sığınaklarının yetersizliği, kadınların maruz kaldıkları şiddet sarmalından çıkamamalarına neden olmakta; kadınlar ya şiddet gördükleri alanlara geri dönmeye ya da tamamen korumasız bırakılmaya zorlanmaktadır.
Kadınlar bir yandan çocukların, yaşlıların ve hastaların bakımını üstlenirken; bir yandan da temiz suya, ped’e, ilaca, cinsel sağlık hizmetlerine erişemeden yaşam mücadelesi vermektedir. Ev içi bakım emeğinin bu denli artması, aynı zamanda kız çocuklarının bakım ve ev içi emeğe daha fazla katılmasına, okulla bağlarının zayıflamasına ve evlilik adı altında istismara maruz kalmasına yol açmıştır.
Depremle birlikte daha da güvencesizleşen ve ucuzlaşan kadın emeği, halihazırda derin olan kadın yoksulluğunu daha da ağırlaştırmıştır. Kadınlar kayıt dışı, güvencesiz, düşük ücretli işlere mahkûm edilirken; sosyal destek mekanizmalarının yetersizliği kadınları yoksullukla baş başa bırakmaktadır. Yeniden inşa süreçlerinde kadınlar yok sayılmakta; karar mekanizmalarından sistematik biçimde dışlanmaktadır.
Depremle yıkılan şehirlerde bugün devlet eliyle yeni bir yıkım sürdürülmektedir. Hatay başta olmak üzere, zeytinlikler ve tarım alanları “acele kamulaştırma” adı altında sermayeye peşkeş çekilmekte; halk yerinden edilmekte, yoksulluğa ve göçe zorlanmaktadır. Bu talan politikaları yalnızca doğayı değil, kadınların yaşam alanlarını, geçim kaynaklarını ve geleceğini hedef almaktadır.
İktidar, yıkımın üzerini devasa brandalarla örtmeye çalışsa da gerçekler gizlenemiyor. O brandaların arkasında hâlâ bulunamayan cenazeler, akıbeti belirsiz çocuklar, üç yıldır temiz suya erişemeyen insanlar var. Erkek egemen, sömürücü bu sistem; hem depremde kaybolan çocukların hem de dünyanın dört bir yanında istismara uğrayan kadınların ortak düşmanıdır.
Aynı talancı ve savaşçı akıl, bugün sınırın ötesinde Rojava’da Kürt, Alevi ve Êzidî kadınların yaşamını hedef almaktadır. Savaş politikaları nedeniyle çocuklar açlıktan ve soğuktan hayatını kaybetmektedir. Derhal insani yardım koridoru açılsın! Halkların yaşam hakkı, savaş ve rant politikalarına feda edilemez.
Ancak biz biliyoruz ki bu karanlığın karşısında bir güç var: Kadın dayanışması.
Depremin ilk günlerinde enkaz başında, dayanışma mutfaklarında, çocuklar için güvenli alanlar kurarken gördüğümüz kadınlar; bugün de Hatay’da zeytinliklerine sahip çıkıyor, Maraş’ta ve Adıyaman’da konteyner kentlerde şiddete karşı yan yana geliyor, emeği ve yaşamı için direniyor. Kadınlar, yıkımın ortasında yaşamı yeniden kuran iradedir.Bizler, devletin yalnızlaştıran ve baskılayan politikalarına karşı birbirimizin yurdu olmaya devam edeceğiz. Dayanışmayı, umudu ve mücadeleyi büyütmekten vazgeçmeyeceğiz.
Buradan bir kez daha haykırıyoruz:
• Deprem bölgesindeki kadınlar için ücretsiz, güvenli ve nitelikli barınma derhal sağlansın!
• Şiddet önleme ve izleme birimleri güçlendirilsin; etkin, erişilebilir ve sürekli hale getirilsin!
• Depremden etkilenen tüm illerde acil ve güvenli kadın sığınakları inşa edilsin!
• Konteyner kentlerde ve geçici barınma alanlarında kadınlar için güvenli alanlar oluşturulsun, başvuru ve destek mekanizmaları derhal işletilsin!
• Kadınların sağlık, cinsel sağlık, sosyal destek ve hukuki haklara erişimi derhal güvence altına alınsın!Unutmadık. Affetmiyoruz! Yaşasın kadın dayanışması!
Sendika.Org