Filistin’deki işgalin gerçekliğini canlandıran militarize federal ajanlar, Amerikan mahallelerinde devriye geziyor ve sakinleri kaçırıyor. Bu ay ABD vatandaşları Renee Good ve Alex Pretti’nin ölümlerinde görüldüğü gibi, kimliği belirsiz, saldırı tüfeği ile silahlanmış adamlar; arama emri olmadan baskınlar düzenliyor, insanları evlerinden ve araçlarından çıkarıyor, gözaltına alıyor ve hatta öldürüyor

İsrail, Minnesota’da ektiğini biçiyor. Minneapolis ve St. Paul halkı, Minnesota’nın Filistinlileri haline geldi. İkiz Şehirlerin [Minneapolis ve St. Paul şehirleri için kullanılıyor] sakinleri, Filistinlilerin 80 yıldan fazla bir süredir maruz kaldığı egemenlik ve yurttaşlık haklarının kaybını yaşıyor.
L’Etoile du Nord (Kuzey Yıldızı) eyaleti, binlerce ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) ve Sınır Devriye ajanı tarafından kuşatıldı. İkiz Şehirlerin sakinleri artık işgal altındaki bir topluluk haline geldi, kendi hükümetleri tarafından gözetleniyor ve saldırıya uğruyor.
İsrail’in işgal altındaki Gazze ve Batı Şeria’da Filistinlilere uyguladığı militarizm, şiddet ve terörizm, Amerika’nın kalbine kadar ulaşmış ve ülkenin siyasi sistemine sızmıştır.
ICE ile İsrail İşgal Güçleri (IOF) arasındaki taktiksel ve ideolojik benzerlikler kolayca fark edilebilir. Bu benzerlikler, onlarca yıllık ortak eğitim programları, paylaşılan teknoloji ve gözetimden kaynaklanmaktadır. Binlerce ABD’li federal ajan, İsrail’in “güvenlik” eğitim programlarına katılmıştır.
Filistin’deki işgalin gerçekliğini canlandıran militarize federal ajanlar, Amerikan mahallelerinde devriye geziyor ve sakinleri kaçırıyor. Bu ay ABD vatandaşları Renee Good ve Alex Pretti’nin ölümlerinde görüldüğü gibi, kimliği belirsiz, saldırı tüfeği ile silahlanmış adamlar; arama emri olmadan baskınlar düzenliyor, insanları evlerinden ve araçlarından çıkarıyor, gözaltına alıyor ve hatta öldürüyor. Maskeli ajanlar, protestocuları tehdit olarak görüyor ve onlara karşı kimyasal ve öldürücü olmayan silahlar kullanıyor.
Binlerce kişi, yasal süreç izlenmeden zorla gözaltına alınarak ICE gözaltı merkezlerinde tutulmakta. 2026 yılının başından bu yana altı ölüm vakası kaydedildi ve ICE’ın son yirmi yılın en ölümcül yılı olan 2025’te 32 kişi hayatını kaybetti.
Ocak 2026 itibarıyla, çoğu hakkında herhangi bir suçlama bulunmayan 9.350’den fazla Filistinli İsrail hapishanelerinde ve gözaltı merkezlerinde tutuluyor; bunların yaklaşık 350’si çocuk. 7 Ekim 2023’ten bu yana, en az 98 Filistinli (muhtemelen daha fazla) İsrail tarafından gözaltında tutulurken hayatını kaybetti.
Minnesota başsavcısı Keith Ellison bunu en iyi şekilde ifade etti: “Bu bir zulüm…Kimse Amerika’nın bu hale geleceğini düşünmemişti. Artık Amerikan faşizminin neye benzediğini tahmin etmek zorunda değiliz. Kapımızın hemen önünde.”
“Amerika’mızın” buna dönüşmesi kaçınılmazdı. 7 Ekim 2023’ten sonra, açıkça Siyonist olan Başkan Joe Biden, Filistinlilerin katledilmesine ve Gazze’nin yıkılmasına yeşil ışık yakarak 20 Ocak 2025’te görevinden ayrılana kadar bu tutumunu sürdürdü.
Biden yönetimi, Amerika’nın finansal, askeri ve siyasi ağırlığını soykırıma destek olarak kullanarak ve uluslararası ve insani hukuku hiçe sayarak, hüküm giymiş suçlu halefinin iç ve uluslararası hukuk dışı eylemlerine zemin hazırladı. “Suçların suçu” olan, en büyük insanlık vahşetini hoş gören bir ulus, kaçınılmaz olarak içe dönük bir şiddet kültürünü besler.
Kaçınılmaz olarak, Siyonist şiddet ve güç ideolojisi, siyahi, esmer ve yerli topluluklarda yarı askeri polislik her zaman bir gerçeklik olan Amerika’da kendine bir yuva buldu. Şiddet, Minneapolis gibi çoğunlukla “beyaz” olan topluluklarda da yaygınlaştı.
Gazze; ulusa her şeyin yolunda olmadığı gerçeğini, Amerika’nın bir hukuk ülkesi olduğu ancak adaletin pek az tecelli ettiği gerçeğini, yani azınlık gruplarının uzun zamandır bildiği gerçeklikleri fark ettirdi. Amerika Birleşik Devletleri; iddia ve ilan ettikleri gibi insan haklarını ve adaleti savunan bir ülke olsaydı, Filistin halkını savunmuş ve güçlü bir şekilde desteklemiş olurdu.
Filistin’den Amerika sokaklarına kadar, amaç boyun eğdirmek gibi görünüyor — göçmenleri ve onları koruyanları terörize etmek; askeri-sınai, medya ve dijital kompleksin [askeri-sınai kompleksin (ASK) genişletilmiş tanımı için ASK+] öngördüğü “dünya düzenine” karşı çıkan muhalifleri susturmak.
Amerika Birleşik Devletleri, Başkan Dwight D. Eisenhower’ın 1961 Ocak ayında ulusa yaptığı veda konuşmasında öngördüğü yeni dünyaya girmiştir.
Trump yönetimi ABD Anayasasını çiğnerken, Eisenhower’ın “askeri-sınai kompleksin” “haksız etkisi”ne karşı yaptığı uyarı ve bunun “özgürlüklerimizi veya demokratik süreçleri tehlikeye atmasına” asla izin vermeme çağrısının öneminin altını ne kadar çizsek yetmez:
Bu devasa askeri yapı ile büyük silah endüstrisinin birleşimi, Amerikan tarihi için yeni bir durumdur. Ekonomik, siyasi ve hatta manevi olmak üzere toplam etkisi her şehirde, her eyalet meclisinde, federal hükümetin her ofisinde hissedilmektedir…Bu durumun ciddi sonuçlarını anlamakta başarısız olmamalıyız. Emeklerimiz, kaynaklarımız ve geçim kaynaklarımız da dahil olmak üzere toplumumuzun yapısı da bu durumdan etkilenmektedir… Yanlış yerleştirilmiş gücün felaketle sonuçlanabilecek yükseliş potansiyeli mevcuttur ve devam edecektir. Bu birleşimin ağırlığının özgürlüklerimizi veya demokratik süreçlerimizi tehlikeye atmasına asla izin vermemeliyiz.
Savaş, ABD ve İsrail için olduğu gibi, ASK+ için de merkezi bir öneme sahiptir. Savaş, İsrail’in yerleşimci-sömürgeci ideolojisinin temelini oluşturmuş ve genişleme, savunma gerekçesiyle meşrulaştırılmıştır. Ayrıca, Amerika’nın küresel hakimiyet arayışında da kilit bir rol oynamış ve ekonomik hegemonyası, demokrasi ve özgürlüğün savunulması kisvesi altında gizlenmiştir.
İsrail’de, eski bir kültürü yok etmek ve halkını ortadan kaldırmak için yürütülen Siyonist proje, ulusun “savunması” olarak gizlenmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise Trump rejimi, belgesiz göçmenlere karşı “ülkenin güvenliğini sağlama” bahanesini kullanarak, zulmünü ve özgürlük ve hakların bastırılmasını meşrulaştırmaktadır. Ayrıca, İsrail’in soykırım savaşına karşı çıkan ve özgür Filistin’i destekleyenleri gözaltına almak ve sınır dışı etmek için “antisemitizm” kozunu kullanmaktadır.
ASK+, toplumsal düşünceyi şekillendirme ve manipüle etme konusunda da güçlü bir etkiye sahiptir. Washington’un İsrail ile ortaklığı, Amerika’nın proto-faşizme doğru kaymasını teşvik etmiştir. Siyonist Yahudi üstünlüğü, Filistinlilerin şeytanlaştırılması, dış tehdit söylemleri üzerine inşa edilen ulusal birlik ve askeri kültürün fetişleştirilmesi, Trump’ın yönetiminde verimli bir zemin bulmuştur.
ABD-İsrail rejimlerinin birleşmesi, Amerika’da beyaz üstünlüğüne ve göçmenlerin, azınlıkların ve solcuların şeytanlaştırılmasına ve günah keçisi ilan edilmesine elverişli bir ortam yaratmıştır. İsrail’in Filistinlileri terörize etmek için kullandığı birçok önlem, artık federal ajanlar tarafından Amerikalılara karşı kullanılmaktadır: Yasal süreç izlenmeden gözaltı ve hapis cezası, evlere zorla girme, kaçırma, çocukların ailelerinden ayrılması ve çocukların canlı kalkan olarak kullanılması.
Trump’ın toplu sınır dışı etme politikası, toplumsal kontrol için bir araçtır; yurttaşlık haklarının aşındırmanın ve savunmasız nüfusları terörize etmenin bir yoludur. Ancak Filistinli muadilleri gibi, Minnesota halkı da tehlikeye rağmen boyun eğmemiştir. Kasaba ve şehirlerinin askeri işgaline tepki olarak, meydan okurcasına etkili bir muhalefet hareketi başlatmış ve direniş hareketlerine hayat vermişlerdir.
7 Ekim 2023’teki Gazze isyanı, Amerikalıların İsrail ve kendi hükümetlerine bakışını değiştirmiştir. İsraillilerin çıkarlarını Amerikalıların refahının üstünde tutarak, ABD yönetimleri, özellikle Biden ve Trump, toplumsal sözleşmeyi bozmuştur.
1776 Bağımsızlık Bildirgesi, devredilemez haklar ve tiranlığa direniş mesajıyla, 2026’da Amerikalıların mücadelesini ve Filistinlilerin 80 yıldır süren kendi kaderini tayin etme arayışını yansıtıyor.
Minnesota ve işgal altındaki Filistin’deki gasp ve suistimaller, Thomas Jefferson’un sözleriyle hatırlamamızı gerektirir:
Hükümetler insanlar arasında kurulur ve adil yetkilerini yönetilenlerin rızasından alırlar. Herhangi bir hükümet biçimi bu amaçlara zarar verirse, halkın onu değiştirme veya ortadan kaldırma ve yeni bir hükümet kurma hakkı vardır… Aynı amacı takip eden uzun bir suiistimal ve gasp süreci, onları mutlak despotizme boyun eğdirme niyetini ortaya koyduğunda, böyle bir hükümeti devirmek ve gelecekteki güvenlikleri için yeni koruyucular sağlamak halkın hakkı ve görevidir.
* Dr. M. Reza Behnam, Batı Asya’ya odaklanan karşılaştırmalı siyaset konusunda uzmanlaşmış siyaset bilimci.
[CounterPunach’ta yer alan İngilizce orijinalinden Betül Kaplan tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir.]
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.