Ya işçi sınıfı bu sistemin oyuncağı olacaktır ya da karşısına dikilip oyunu bozan taraf olacaktır. Bunu en yüksek sesle söyleme hakkı devrimcilerindir. İşçi sınıfı, devrimci görev ve sorumluluklarla karşı karşıyadır. Bu dünyanın böyle gitmeyeceğini, yaşananların insani değerlerden ne kadar uzak olduğunu görmektedir. Haydutlar çağını başlatanlar, cinayet işleyenler, halkların özgürlüğüne zincir vuranlar bir gün yaptıklarının hesabını verecektir

Metal sektöründeki TİS 2025’in sonunda bitiyordu. 30 Eylül 2025’te başlayan ilk TİS görüşmeleri büyük bir umutla sürdürüldü. İlk nabız yoklamalarında işçiler arasında yüzde 10–15 gibi talepler dile getiriliyordu. FNV ve diğer sendikalarda da benzer bir görüş ve hava hâkimdi. Sendika yöneticileri ve kadrolar bu havaya tamamen girmişti.
Ne var ki gerçek yaşam, bunun böyle olmayacağını çok geçmeden gösterdi. Nitekim öyle de oldu. İlk görüşmelerle başlayan tartışmalarda işçilerin istediği rakam çoktan terk edilmişti. İşveren sendikası FME, ülkedeki enflasyon düzeyinin esas alınması gerektiğine dair
açıklamalar yaptı.
11 Kasım 2025’te FNV, bazı büyük işyerlerinden 100 kişilik bir kadro üye toplamını TİS görüşmelerinin yapıldığı Amersfoort kentinde bir araya getirdi. Görüşmelerin yapılacağı otelin önünde bir basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasını TİS görüşmelerine katılan işveren sendikası sözcüleri ve diğer sendika yöneticileri de gelip izledi. İşveren sendikasından bir temsilci, “İyi bir TİS yapılacaktır. Bu konuda sizin de düşünce ve önerilerinizi dikkate
alacağız” dedi. Eyleme katılanlar evlerine döndü.
Aynı gece yarısı gelen bildiride, FNV’nin yüzde 6,5 talebine karşılık FME sendikasının yüzde 2 önerisiyle geldiği açıklandı. Ertesi gün bu haber yayıldığında işçiler arasında tam bir moral bozukluğu yaşandı. Bunun kabul edilemeyeceği söylenmeye başlandı. Birçok işyerinde dağıtılan bildiriler, işçiler tarafından reddedildi; yüzde 2’lik zam kabul görmedi. Buna rağmen görüşmelere devam edildi.
5 Aralık 2025’te yapılan görüşmede, ülke enflasyonu da göz önünde bulundurularak yüzde 2 zam + 43 Euro artış konusunda anlaşmaya varıldı. Buna ek olarak, bir sefere mahsus olmak üzere Kasım 2026’da işçilere net 100 avro ödenmesi kararlaştırıldı. Ayrıca sendikalara üye işçiler, 2026 yılında ödedikleri üyelik aidatlarının tamamını yıl sonunda işyerlerinden geri alabilecek. RVU ek emeklilik ödeneği de bir yıl uzatıldı.
Anlaşma taraflarca üyelerin onayına sunuldu. 1100 işyerinin işverenleri kendi işveren sendikalarında “evet” ya da “hayır” oylamasına katıldı. Sendika üyeleri de aynı şekilde oy kullandı. 12 Ocak 2026’da başlayan oylama, 23 Ocak 2026’da internet üzerinden sona erdi.
Bir önceki TİS oylama sonuçlarını işveren sendikası yüzdelik olarak açıklamadı; yalnızca “çoğunluk evet dedi” denildi. CNV sendikası sonuç açıkladı. De Unie ve VHP2 sendikaları açıklama yapmadı, yalnızca kabul edildiği söylendi. FNV sendikası ise herhangi bir açıklama yapmadı. Birçok üye ve kadro üyesi sonuçların rakamsal olarak açıklanmasını istedi. Ancak kırk dereden su getirildi ve sonuçlar açıklanmadı.
Bu kez de şu ana kadar herhangi bir açıklama yapılmadı. İşyerlerinin intranetlerinde ve internette “TİS kabul edilmiştir” diye yayımlandı ve fiilen kabullenildi. Peki anlaşma neyle başladı, neyle bitti? Bu, yıllardır işçi sendikalarının başvurduğu bir oyundur ve devam etmektedir. İşçiler her defasında bu oyuna kandırılıyor, sürecin bir parçası haline getirilip sonrasında hayal kırıklığına uğratılarak bir kenara itiliyor. Eğer sonuç enflasyon üzerinden belirlenecekse, neden yüzde 10–15 gibi abartılı rakamlar telaffuz ediliyor? Çünkü işçileri bir şekilde sürecin içine çekmek istiyorlar; ama kendi bayrakları altında. Özellikle 2008’den bu yana sonuç hep böyle oldu. Her defasında görüşmelere yüksek
rakamlarla başlandı ve sonuçta enflasyonun altında anlaşmalar kabul edildi.
Son TİS anlaşmasını örnek alalım: Enflasyon ortalama %3 olarak hesaplanıyor. Verilen zam yüzde 2 + 43 avro. Kasım 2026’da da bir sefere mahsus 100 avro verilecek. Bu yılı böyle kabul edelim. TİS, 31 Aralık 2026’da bitiyor. Yani 1 Ocak 2027’den itibaren yeni bir TİS gerekiyor. Yeni süreçte 100 avro bir seferlikti, bitti. 43 avro da olmayacak. Ücretlere yansıyan sadece yüzde 2’lik zam olacak. Burada %1 olarak hesaplanan 43 avro ve 100 avro ortadan kalkacak. Yani yapılan anlaşmayla bir sonraki TİS’e %1 kayıpla girilecek. Yeni süreçte de işveren sendikası yine enflasyon düzeyini esas alacak. Ama kaç işçi bunu böyle hesaplayabiliyor ya da sonucun bu olduğunu görebiliyor?
2026 yılının ilk günlerinde dünyada o kadar çok şey değişti ki, olan bitene yetişmek mümkün olmuyor. Yaşanan her olay işçi ve emekçilerde moral bozukluğu yaratırken, işveren tarafında tam bir moral üstünlüğü hâkim. Venezuela, Suriye, Rojava, Ukrayna, Epstein skandalı vb… Çöken sistemin ve halkların katili olan emperyalist egemen güçler ve gerici, faşist devletler artık yüzlerini gizleme gereği bile duymuyor. Bir ülkenin devlet başkanı evinden, yatağından alınıp kaçırılabiliyor; işkence için başka bir ülkeye götürülüyor. Yerine istenilen kişiler atanıyor, görevini iyi yapmazsa onların da tasfiye edileceği söyleniyor. Orta Doğu’da terör örgütü listesinde olan, sayısız katliama bulaşmış kişi ve örgütler ülke yönetimlerine getiriliyor. Kendi kaderini tayin etmek isteyen halklara ölüm dayatılıyor. Başka ülkelerde silahlar denenerek savaşlar sürdürülüyor; bedelini ise yoksul işçi ve emekçi halk
ödüyor. Epstein skandalı ile dünya bir kez daha sarsıldı. Dünyayı yöneten bu sapık haydutlar gerçek yüzlerini bir kez daha gösterdi. 6 milyon belgenin 3,5 milyonu yayımlandı ve belgeler hâlâ elenerek açıklanıyor. J. Epstein 2019’da hapishane hücresinde ölü bulunduğu söyleniyor. Sayısız çocuk istismarı, tecavüz ve ölüm yaşandı. Ve daha da yaşanacak. Çünkü bu skandalın içinde olanlar bu sistemi yönetenlerdir. Buradan gerçek bir hukuk beklemek ahmaklık olur.
Bu çürüyen ve çeteleşmiş sistem nereye kadar gidecek? Bunun cevabı açıktır. Bu talan ve sömürü sistemi tarihin çöplüğüne atılacaktır. Yerine halkların kardeşliğini ve işçilerin birliğini sağlayan; emeğin sömürülmediği, kimsenin aç yatmadığı, eşitlikçi bir sistem olan sosyalizm kurulmadıkça bu düzen pisliklerini sürdürmeye devam edecektir. İşçi sınıfı burjuva propagandasıyla sersemletilmiş durumdadır. Deyim yerindeyse düşünme kabiliyetini yitirmiştir. Olan biteni seyretmektedir. Ancak yaşananların hiçbirinin kendi çıkarına olmadığını da görmektedir. Kendisine dayatılan sefalet ücretine razı olmak… İşçi sınıfı bunu daha ne kadar kabul edecek?
Bu, bütünüyle bir bilinç açıklığı meselesidir. Bu sistem işçi ve emekçilere tüm yönleriyle anlatılmadıkça, tarihte yaşananlar gerçekçi ve anlaşılır bir dille ortaya konmadıkça mevcut durumun ötesine geçilemez. Bugün sayısız işçi ve emekçi en doğal hakkı olan bir eve bile sahip değilken, bu sistemde bazıları adalara ve saraylara sahip olabiliyor. İşçi sınıfı tarihsel sorumlulukla karşı karşıya…
Bugün yaşananlara işçi ve emekçilere en gür sesle seslenebilecek olanlar devrimcilerdir. Bu sistemin gerçek yüzünü anlatacak, güzel yarınların ancak bu düzenin yıkılmasıyla mümkün olacağını ilmik ilmik işleyecek olanlar onlardır. İşçi sınıfını bir sınıf olarak ayağa kaldıracak, gerçek önderliğiyle yol gösterecek ve muzaffer devrimle taçlandıracak olan süreç, onunla birlikte yürümekle mümkündür.
Ya işçi sınıfı bu sistemin oyuncağı olacaktır ya da karşısına dikilip oyunu bozan taraf olacaktır. Bunu en yüksek sesle söyleme hakkı devrimcilerindir. İşçi sınıfı, devrimci görev ve sorumluluklarla karşı karşıyadır. Bu dünyanın böyle gitmeyeceğini, yaşananların insani değerlerden ne kadar uzak olduğunu görmektedir. Haydutlar çağını başlatanlar, cinayet işleyenler, halkların özgürlüğüne zincir vuranlar bir gün yaptıklarının hesabını verecektir. İşçi sınıfı da kendine yaraşır yaşam koşullarına kavuşacaktır.
Ya barbarlık ya sosyalizm! Her zamankinden daha günceldir.
*Ali Solmaz, DAF-FNV Kadro Üyesi
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.