Geçtiğimiz hafta İstanbul konserleri iptal edilen rock grupları yakın zamana kadar Türkiye’de konser verebiliyordu. Peki ne değişti? İklim sertleşirken, “kimsenin hayat tarzına müdahale etmedik” anlayışından “müdahale ediyoruz, çünkü artık yapabiliyoruz” dönemine mi geçildi

“Bir İranlı: Yeniden İstanbul’da konserinize geleceğim için mutluydum. Haberleri gördüm, gittikleri yönü görmek çok üzücü. Sizi yakında görmek dileğiyle, tercihen özgür ve ‘daha seküler’ bir İran’da”. İrlandalı post-rock grubu God is an Astronaut’un (Tanrı bir astronot) İstanbul Zorlu PSM’deki konserlerinin “kendi kontrolleri dışındaki sebeplerden” iptal edildiğini duyurduğu sosyal medya paylaşımının altına bir kullanıcı bu yorumu yazdı. Bir İranlı ülkesinde dinleyemediği müziği artık Türkiye’de de dinleyemiyordu.
Konser iptaline ilişkin Zorlu’dan bir açıklama gelmedi, “stratejik sessizlik” tercih edildi. Oysa iki hafta önce #DünyanDeğişsin etiketiyle sosyal medyadan tanıtım yapmışlar, etkinliği “kelimelere ihtiyaç duymayan bir hikâye” olarak tanıtmışlardı. Dünyanın dört bir yanında geniş bir dinleyici topluluğuna sahip grup parçalarında sözlere yer vermeyen enstrümantal müziğiyle tanınıyordu. Ne sözlerine ne de sahnedeki sade duruşlarından ötürü performanslarına bir kulp takmak mümkün değildi. Konserin ileri tarihe ertelenerek iptaline dair şeffaflık sergilenemeyince dinleyiciler parçaları birleştirdi, “grubun ismi yüzünden iptal edilmiş olmalı” görüşü ağır bastı. Zaten yazının başında grubun adını okuyanlar arasında da bu hisse kapılanlar olmuş olmalı. Sansür içselleşiyor, her geçen gün daralan kırmızı çizgiler böyle otomatik reflekslere yol açıyor artık.
Bu üst üste gelen üçüncü konser iptaliydi. Önceki iki gün Behemoth ve Slaughter to Prevail adlı metal gruplarının konseri Beşiktaş Kaymakamlığı kararıyla iptal edilmiş, Zorlu PSM etkinlikleri bu iki konserin olduğu gün yasaklanmıştı.
Kaymakamlık açıklamasında etkinliklerin “toplumsal değerlerle bağdaşmadığını” ifade etti, yasak kararında “toplum kesimi tepkisi” gerekçesini öne sürdü. Galiba gündelik hayatında pek de metal müzik dinlemeyecek bir kesim, çoğu rock dinleyicisinin dahi haberinin olmadığı etkinlikleri düzenli takip eder haldeydi.
Medyayı yakın takip eden sabırlı gözler yine hangi “toplum kesiminin” tepkili olduğunu anlamıştı. Akit, “şeytanın satanist çocukları İstanbul’a geliyor” diye duyurmuş, Milat Gazetesi temsilcisi “Konser adı altında satanist ayin yapacaklar” demiş, hatta bir grubun görsellerini Epstein skandalıyla ilişkilendirmişti. Gruplardan birinin solisti “Ben inançlı biriyim, bizim gitarist de haç takar” dese de “ayinci satanist” olarak çoktan damgalanmışlardı.
Konserler iptal ettirildikten sonra İstanbul Valisi Davut Gül kararı “İstanbul’da toplumu ifsat eden [fesat, kargaşa çıkaran] hiçbir faaliyete bugüne kadar izin verilmemiştir, bundan sonra da verilmeyecektir” mesajını paylaştı. Oysa yasaklanan gruplardan biri 2019, diğeri 2024’te konser verebilmişti. Güç konsolide oldukça hassasiyet dozajı artıyordu. God is an Astronaut grubu ise malum “toplum kesiminin” hedefinde, açıklanan yasağın kapsamında değildi ama muhtemelen isminden dolayı o da araya kaynamıştı. Dediğimiz gibi, bunu öğrenemedik.
“Tepkili toplum kesimi” mensuplarının sosyal medyadaki konser iptali sevinç mesajlarını Adalet ve İçişleri Bakanlığı’na atananları tebrik mesajları takip etti. Yorumcular Türkiye’de iklimin daha da sertleşeceği görüşünü paylaşırken çok da geniş kesimlere hitap etmeyen grupların konser iptalleri birkaç haber dışında pek ses getirmedi. Zaten “tepkili toplum kesimi” keyfine göre uzun süredir etkinlik iptal ettirebiliyordu ve “böyle bir şey olabilir mi?” eşiği çoktan aşılmıştı.
Konser iptalleri, festival yasaklamaları, dizilere ceza, kanallara program durdurma, kapatma, şafak baskınları, yer yer uzun tutukluluk, çam sakızı çoban armağanı adli kontrol ve yurt dışı çıkış yasağı… Kültür alanı “hegemonyamızı kuramadık”, “kültürel iktidar olamadık” hayıflanmaları eşliğinde yıllardır, giderek artan şiddette müdahaleye sahne oluyor. Dijital haber platformu Fayn için hazırladığımız programda bu kültür savaşının izini görüntüler eşliğinde sürmüştük. Videonun altına gelen yorumlar ülkedeki kutuplaşmayı yansıtıyordu: Bir grup “Elimizden eğlencemiz alındı, neşemiz çalındı” derken, karşıtları “kudurun” diyordu. “Yerli ve milli” tahayyülü, meşhur sentezin kimi zaman Türk, kimi zaman İslâm bileşeni ön plana çıkarılarak, ama çokça da “Batılı olmayan” üzerinden inşa ediliyordu.
Şenay Aydemir de İletişim Yayınları’ndan çıkan “AKP’nin Kültür Savaşı” kitabına alt başlık olarak “imha ve inkâr kıskacında sanat” ifadesini seçmişti. Ona göre iktidar muhafazakâr bir alternatif sanat iddiasından “yerli ve milli kültür” tazyikiyle baskıcı bir kontrol rejimine geçmişti. Kültürel alandaki mücadele üzerine dikkat çekici bir yazı da geçtiğimiz hafta sonu anayasa hukuku uzmanı Murat Sevinç imzasıyla yayımlandı. Sevinç de Şenay Aydemir gibi 2013’teki Gezi eylemlerinin bir kırılma olduğunu, iktidarın “kültürel hegemonya” mücadelesinin bu tarihten sonra harlandığı saptamasını yapıyor. Ancak Sevinç’in kurduğu bağlam salt son 24 yılla sınırlı değil; “AKP’nin kültürel iktidar mücadelesinin, siyasal İslamcı ideolojinin Cumhuriyet’in laik niteliğiyle mücadele tarihinin izdüşümü olduğu” düşüncesini aktarıyor. Söz konusu olan bir hesaplaşma refleksi olunca, kültür alanında bir inşa mümkün olmasa da güç kullanarak “çoraklaştırma” bir siyaset haline gelebiliyor.
Yasaklar yeni değil, ancak kapsamı genişledi, sıklığı arttı. Hassas muhbir vatandaşlar biletli etkinliklerde de abonelik gerektiren platform içeriklerinde de kamu otoriteleriyle birlikte şalteri ellerinde tutuyor. İklim her geçen gün sertleşirken, “kimsenin hayat tarzına müdahale etmedik” anlayışından “müdahale ediyoruz, çünkü artık yapabiliyoruz” dönemine mi geçildi? Toplumsal rıza imalatı güç konsolidasyonuyla rafa mı kalktı? Geniş kesimler reel gelir kaybına uğrayıp alım güçlerini kaybederken dahi toplumsal rıza arka plana atılabiliyor. Bunun yanında seküler kimlikli mikro cemaatlerin kültürel hoşnutsuzluklarını gözden çıkarmanın siyasi maliyeti ürkütmüyor olmalı. Bu gidişle bir kesimin sığındığı gettoların sınırları daha da daralacak. En azından bir süre daha.
Kaynak: BirGün
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.