Türkiye’nin NATO’ya katılışının üzerinden tam 74 yıl geçti. 74 yılda derinleşen bağımlılık ilişkilerini, kontrgerillanın kuruluş sürecini, bugünkü silah pazarı ve bölgesel hakimiyet mücadelelerinde NATO’nun konumu ve Türkiye’nin onun içinde tuttuğu yeri derledik

Türkiye’nin NATO’ya katılışının üzerinden tam 74 yıl geçti. Eylül 1951’de Türkiye’nin NATO başvurusu kabul edildi, 18 Şubat 1952’de ise NATO anlaşması Meclis’te onaylandı ve çıkan yasa ile Türkiye resmi olarak NATO üyesi oldu.
Bu Türkiye’nin NATO için ilk girişimi değildi. Daha önce tek parti döneminde de başvuru yapılsa da başvuru reddedilmişti. Demokrat Parti’nin ise seçim sürecindeki temel vaatlerinden biri NATO üyeliği oldu.
Tam bu sırada ABD’nin Kore’ye yönelik emperyalist müdahalesi Türkiye’de Demokrat Parti tarafından da fırsat olarak görüldü. Demokrat Parti’nin Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü, Türkiye’nin kendi üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmekle yükümlü olduğunu ifade etti ve 25 Temmuz 1950’de hükümet Kore’ye asker gönderme kararı alındı.
Türkiye’nin NATO’ya dahil olması sadece askeri bir ittifak anlaşması değildi. Türkiye topraklarının askeri üslere açılması, ABD’nin askeri açıdan da bölgesel hakimiyeti açısından elbette çok kritikti. Ancak savaş veya sıcak çatışma olmayan dönemlerde de ittifak etkisini farklı şekillerde gösterdi.
Türkiye’deki rejimin niteliğinde de köklü değişimler yaşandı. Türkiye’deki rejimin istikrarını sağlama ve devrimci kalkışmaları bastırma, bu hareketlere karşı “gayrı-nizami harp” teknikleri uygulama amacıyla 1953’te Seferberlik Tetkik Kurulu kuruldu. Seferberlik Tetkik Kurulu 1965’te yeniden yapılandırıldı ve Özel Harp Dairesi adını aldı. 1990’larda adı Özel Kuvvetler Komutanlığı’ydı. Bu yapılar doğrudan NATO’ya bağlı çalıştılar.
Özel Harp Dairesi Başkanlığı yapmış olan Sabri Yirmibeşoğlu, 6-7 Eylül Pogromu’nun da zemini hazırlayan Atatürk’ün Selanik’teki evinin bombalanmasının Özel Harp Dairesi tarafından gerçekleştirildiğini itiraf etmişti.
1960’lı yıllar bu özel örgütler formundaki kontrgerillanın devletin çekirdeği halinde kurumsallaşmaya başladığı yıllar oldu. Rejimin karakterini dönemsel olarak seçilen hükümetlerden çok, NATO’ya bağlı bu gruplar belirliyordu. Kontrgerilla uygulamaları 12 Mart darbesinden 12 Eylül’e, Maraş Katliamı’ndan 1 Mayıs 1977 katliamına kadar aralıksız sürdü.
Sovyetler ve buna bağlı olarak Varşova Paktı dağılsa da NATO, ABD emperyalizminin küresel hakimiyeti için varlığını genişleterek sürdürdü. Emperyalist sistemin farklı bir kutbu olarak gelişen Rusya ve Çin’e karşı caydırıcı güç olmaya devam ederken Ortadoğu gibi sıcak çatışma bölgelerinde ABD emperyalizminin çıkarları doğrultusunda hazırlanan programların askeri garantörü oldu. Türkiye ise başta İncirlik ve Kürecik üsleriyle bu politikaların aktif bir parçası oldu.
NATO’nun bir parçası olması Türkiye’yi silah pazarında da zamanla daha ileri bir noktaya taşıdı. Özellikle 2016 sonrası yapılan yatırımlarla silah sanayisi oldukça büyüdü. Bugün silah sanayisinde 3 bin 500’ün üzerinde şirket faaliyet gösteriyor. Her ne kadar bölgesel gerilimler nedeniyle F-35 krizi gündeme gelse de Türkiye artık silah ihraç eden bir konuma da geldi ve silah ihracatında 11. sırada yer alıyor.
Türkiye NATO bütçesine katkı payı sıralamasında 32 müttefik arasında yedinci sırada. Türkiye’nin toplam katkısının bu yıl 300 milyon avro, 2030’da da 620 milyon avroyu bulması bekleniyor.
Daha önce 2004 yılında NATO Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yapan Türkiye, bu yıl temmuz ayındaki zirveye de ev sahipliği yapacak. 2024 yılında bu ilan edildiğinde Türkiye’nin emperyalist sistem içindeki konumuna dair tartışmalar gündemdeydi. Eksen değişikliği ve Rusya-Çin’e yakınlaşma ihtimallerinin tartışıldığı bir dönemde gelen bu karar, bu tartışmalara da nokta koyan bir yerde durdu.
Temmuzdaki NATO Zirvesi’ne karşı başlatılan “NATO Defol” kampanyası kapsamında bugün beş ilde eylemler yapılacak. Türkiye’nin NATO’ya kabulüyle birlikte derinleşen bağımlılık ilişkilerine dikkat çekilecek, temmuzdaki NATO Zirvesi hatırlatılarak “NATO Defol” denecek.
Eylemler şöyle:

Sendika.Org